Söylesem Tesiri Yok, Sussam Gönül Razı Değil!

“Sussan olmuyor, susmasan olmaz
Dil dursa hâkim bey, tende can durmaz” Livaneli

İsimler farklı, failler farklı. Olaylar ve sonuçları ise hiç değişmiyor, hep aynı.

Yetim kalan bebeler, evlatlarını kaybeden aileler, çoluk çocuğuna bakamayıp, o güzelim avuç içlerine “Aş, İş” yazıp intihar eden babalar. Atılan yardım çığlıkları, “Çocuklarım aç,” diye çırpınan anneler, yerlerde sürüklenen, dövülen ve sövülen, tek suçları dikte edilene karşı gelmek olan ve bu sebeple incecik bileklerine kelepçe yiyen, gözaltına alınan pırıl pırıl gençler, öğrenciler. “İşsizlik, yoksulluk, tecavüzler, cinayetler, ölenler, öldürülenler ve üstelik daha neler neler.”

Ve bir yanda da ben ve benim gibi nefesi, sözü ve sözcükleri kesilenler. Ah nasıl da acıyor içim, nasıl da utanıyorum kendimden oturduğum yerden sadece yazarken tüm bunları.

Bilir misiniz sahi acılı bir haberle günü kapatmak ve daha acı haberle başlamak nasıldır yeni güne? Sil baştan ve umutsuzca. Bitmek bilmez kara bir lanet gibi, üstelik daha çok acıtıyor her biri bir öncekinden.

Evet, ben UTANIYORUM; İnsanlığımdan, sessiz kalmaktan, isyan edemeyip, haykıramamaktan. Ve utancımla yaşıyorum hem de buna neredeyse hiç utanmadan!

Bir uzvum gibi oldu bu his. Benimle yaşıyor gibi… Benimle uyuyup, benimle uyanıyor, benimle yürüyor ve adım atıyor benimle her yere. Karanlık bir gölge misali, kara, kanlı, acı içinde. Onlarca, yüzlerce ve yüz binlerce gölgeler. Bir, gözümün önündeler, bir aklımın en kuytu köşesinde. Beynimin içinde bitmek bilmeyen bir savaş, bazen kulaklarımda yankılanan kocaman acılı bir çığlık oluyorlar. Kan kokuyor yaşam, yanık kokuyor. Yanıyor ha yanıyor. Küle dönmüyor o ateş, hiç sönmüyor. Ardıma bakmadan tüm hızımla kaçsam bu kez de adımlarım olurlar ve kan, revana bürünür bütün o adımlar.

İçimi yakan tüm bunlar ve ben… Ve ben yine diğer yanda az evvel de dediğim gibi; sadece üzülen bunlara.

İnanın bu sefer yazımı hazırlarken çok zorlandım. Belki şu satırlara dek okuduklarınız çok karmaşık ve anlamsız geldi size. Fakat bana inanın ki üç gündür neredeyse aynı Word dosyası üzerinde dolanıp duruyorum. Yazmak istiyorum düstursuz fakat yazdıklarımı siliyorum. Tekrar yazıp, tekrar tekrar siliyorum. Birinden başlasam diğeri eksik kalacak, diğerini anlatsam bir diğer konuya haksızlık olacak gibi hissediyorum.

Sahi nasıl anlatacağım kendimi? Hangi izinli kelimelerle? İzinli kelimeler yeterli mi hissettiklerimi anlatmaya? Düşünüyorum başka, yazıyorum bambaşka. Aklımdan geçenleri naif kelimelerle ifade etmek o kadar zor ki… Deniyorum, lakin başaramıyorum. Affınıza sığınarak saçmalıyorum işte tam da bu yüzden. Anlaşılmak istiyorum aslında. Yazdıklarım kabul görsün, yalnız olmadığımı bileyim istiyorum. Çünkü o vakit kendimi az da olsa hafiflemiş hissedeceğim biliyorum. Fakat olmuyor. Eksik kalıyor her bir şey.

Gariptir ki konuların muhataplarını ararken karşıma yine ben çıkıyorum ve hiç çekinmeden kendimi suçluyorum yine yeniden. Kendime kızıyor, delicesine öfkeleniyorum kendime ve bu noktada tıkanıyor işte bütün kelimelerim. “Sus” diyorum sonra, “Sus! Acı içinde kıvranmaktır sana düşen. Sus ve devam et utancınla boğuşmaya” ve o anda Fuzuli’nin sözleri geliyor aklıma;

“Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*