Şiddet Üzerine

Herkesin bir ya da iki kez insan öldürme isteğine kapıldığı, kötü niyetle dolduğu olur.
Ryu Murakami

Psikanalitik görüşe göre saldırganlığın ortaya çıkış nedenleri 

Psikanalitik görüşe göre birey doğuştan iki eğilimle dünyaya gelir: yaşam iç güdüsü ve ölüm iç güdüsü. Yaşam iç güdüsü, insanın yaşama coşkusunu yansıtır, cinsel iç güdüleri de içerir. Ölüm iç güdüsü insandaki yıkıcı, yok edici eğilimleri içerir. Psikanalitik görüşe göre yaşayan her varlık, ilksel konumuna dönme amacını taşıyan yok edici iç güdülere sahiptir. Bu iç güdünün yok edici öğelerini, organizmanın dışına yönlendirmek libidonun görevidir. Bunun başlıca yollarından biri ise, yok etme isteğini organizmanın dışındaki nesnelere yöneltmektir. Daha açık bir ifadeyle, Freud’a göre şiddet veya saldırganlık, ölüm içgüdüsünün, bireyin kendisi dışındaki kişi ya da nesnelere yöneltilmesidir. Psikanalitik kuram, normal dışı davranışların gelişmesini basitçe şu biçimde açıklar;  0-6 yaş döneminde doğal istek ve eğilimleri bastırılan ve cezalandırılan birey, ergenlik döneminde de aynı tutumlarla karşılaşır ve doğal güdülerini (yaşam iç güdüsü ve ölüm iç güdüsü) toplum tarafından kabul edilebilir yollarla doyuma ulaştırmayı başaramazsa normal dışı davranışlar geliştirir.

Şiddetin etimolojik kökeni

Şiddet, Türkçeye Arapçadan geçmiş bir sözcüktür; sertlik, katılık, zorluk anlamındaki “şdd” kökünden gelir, günümüzdeki şiddet kelimesi Türkçede “bir olgunun gücü, yoğunluğu, sertliği, yeğinlik” anlamlarında ve “kaba kuvvet” anlamında kullanılır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) şiddeti şu şekilde tanımlamıştır: “Şiddet; kendisine, başkasına, bir gruba veya topluma karşı kasti olarak fiziksel baskı veya güç kullanmak, tehdit etmek veya fiiliyata geçirmek, yaralama, ölüm, psikolojik zarar, gelişim bozukluğu veya mahrum bırakmaya neden olmak veya bu durumların gerçekleşme ihtimalini artırmaktır.”

Gündelik yaşamda Şiddet

İstatistiklere ve yapılan araştırmalara göre dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de kaba kuvvetin artış gösterdiği gözlemlenmektedir.  Kadına yönelik şiddet, çocuğa yönelik şiddet, uyuşturucu ve alkol kullanımına ve psikolojik nedenlere bağlı şiddet, yoksulluk, eğitimsizlik ve cinselliğe bağlı şiddet vb.

Suç ve Ceza 


Basitçe söyleyecek olursak;  fiziksel ya da duygusal şiddeti birçok unsur tetikliyor olabilir. Bununla birlikte, eğer bir suç işlendiyse suçlu cezalandırılmalıdır. Diğer bir deyişle  başka birinin canına veya malına halel geldiyse veya toplumsal olarak ya da devlet açısından yanlış görülen bir davranışta bulunduysa, bir ceza verilmelidir.  Maalesef ülkemizde “Suç” karşılıksız kaldığı ve cezasız bırakıldığı  için olacak,  son yıllarda  şiddet  iyiden iyiye tırmanışa geçti; bununla beraber aynı zamanda insanların adalete olan inancı da günbegün zayıflıyor, hukuk ve eşitlik ilkesine olan güvenleri zedeleniyor.

Bir an için insan hayatının kutsal ve dokunulmaz olarak görülmediği bir dünyayı hayal etmeye çalışalım. Sanırım toplumun tüm fertleri insanın tiksinç haşereleri öldürdüğü bir rüyada kapıldığı türden bir paniğe kapılırdı. Gündelik yaşamda kaygı, endişe, kuşku ve paranoya eksik olmazdı.

Aslına bakılacak olursa hayal kurmamıza da gerek yok; ne de olsa ister günümüzde, ister insanlık tarihinde olsun, yaşananlar bu bakış açısına uygun: Kölelikten toplum mühendisliğine ve savaşa, insanlar kullanılmış, öldürülmüş, malları yağmalanmış, hakları yenmiş, kontrol edilmiş, üzerlerinde deney yapılmış ve gönüllü olarak yapmayacak şeyleri yapmak için kandırılmışlar. Kısacası bunlar, şu ya da bu şekilde insanoğlunun bire bir deneyimlediğimiz olgular. 

Siyasî şiddet

Siyasi gündem herkesin malumu. Vekiller ve politikacılar seviyesiz ve hamasi söylemleri dillerine pelesenk etmişler âdeta. Deyim yerindeyse Türkiye Millet Meclisi’nde bağırış çağırış, gürültü patırtı, kavga dövüş eksik olmuyor. Bu gerilim ister istemez halka da yansıyor. Bugün mevcut olan toplumsal ve siyasî kutuplaşmanın en büyük müsebbibi, hiç kuşkusuz siyasiler ve politikacılardır. Meclis sıralarında yankılanan aykırı ve çatlak sesler toplumu iyiden iyiye  politize ediyor, insanların gerilmesine neden oluyor.

Sonuç olarak

Şiddet yaşamın her alanında varlığını sürdürüyor: evde, okulda, işte, sokakta, televizyonda,  internette…

 Ve maalesef dünya döndüğü sürece, şiddetsiz bir yaşam pek olası görünmüyor. Fakat yasaların şu ya da bu nedenden ötürü sekteye uğramadan devinim etmesi gerekiyor. Bu, tartışma götürmez, zaruri bir ihtiyaç çünkü.  Ayrıca unutulmamalıdır ki; cezasız kalan her suç, faili daha da azgınlaştırır. Hesap sorulmayan her cürüm, yeni zulümlere davetiye çıkarır. 

Haftaya görüşmek üzere

Sağlıcakla kalın

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*