Salgın Döneminde Kuryelere Saygı

-İki karışık bir süper pizza; adresi veriyorum…

-Market mi? Bana acele bir kola, bir cips…

-Sipariş vereceğim ama on beş dakikada gelmesi lazım acelem var da…

-Söyle şuradan iki dürüm…

-Depo bir saate kadar gönderir ilacınızı merak etmeyin…

-Nerede kaldın birader acımızdan öldük…

-Ulan trafikte şunlara bir gıcık oluyorum ki…

-Ben bunu sipariş etmedim ki! Al geri götür…

Yukarıdakilerden birini aynı cümlelerle olmasa da yakınları ile mutlaka  kurmuşluğunuz vardır; kurmuşluğunuz yoksa en azından duymuşluğunuz  vardır. Bu cümlelerin asıl muhaptaları kuryeleri de görmüşlüğünüz vardır elbette.

Hani o çoğu güvencesiz çalıştırılan, iş güvenliği denilince sadece kaskları kastedilen, motorların bakımı iş çok bahanesi ile sürekli ertelenen, siparişi alanın hatasını müşterinin kapısında sinir olarak ödeyen, koruyucu  malzemeleri bir türlü tamamlanamayan, firmalarının masa başında yaptıkları zamanlamayı sahaya uydurmaya çalışan, iş başarısı sadece siparişi en hızlı şekilde teslim edip etmediği ile ölçülen, “Birileri sorarsa; paketleri arabayla götürüyoruz dersin” denilerek sigortasız çalıştırılan, çalıştıkları yerler her ne kadar belediyelerin denetimlerine tabi olsa da iş riskleri artarak devam eden, motorlarının zamanında değiştirilmeyen kabak lastiklerinden dolayı en ufak bir zemin ıslaklığında düşüp kafasını kolunu kıran, yöneticilerinin denetim anlayışları kask, eldiven ender de olsa dizlikle sınırlı kalan, iş yerlerinin müşterilerine verdikleri kısa süreli zaman taahhütlerini yerine getirmek için motoru at gibi kullanmak zorunda olan ama dizgin yerine gidona yapışan, trafik yoğunluğundan, hava durumundan vs. den taahhüdün bozulmasına neden olunca da bedelini maaş kesintiyle ödeyen, yollarda araçlarını üzerlerine süren ruh hastalarından korunmaya çalışan, aralarında 15-16 yaşında çocukların ağırlıklı olan, açık adresini vermeyi bile beceremeyen müşterinin mahallesinde taşıdığını teslim edebilmek için dört dönen, gecenin ilerleyen saatlerinde sarhoş muhabbetti çekmek zorunda kalan, siparişini unutup gönderiyi iade etmeye uğraşanla uğraşan, trafik güvenliğini tehlikeye attıkları gerekçesiyle birçoğumuzun hasım bellediği ve çok çok acı ama birileri aç kalmasın diye zaman zaman canından olan o kuryeleri…

Şu salgın döneminde Hekimleri, Hemşireleri, Veterinerleri, Eczacıları, Paramedikleri, Aile hekimlerini, alkışladık, destek olduk ve hepsine minnettarız; ya kuryeler?

İşte onları yazmadık, destek açıklaması yapmadık, alkışlamadık! Hepimizin hayatlarında artık inkâr edilemeyecek bir olgu olan kuryeleri…

Aşağıda ki paragrafı onların sosyal medya hesaplarından aldım. Düşündüm ki varlıklarını çok iyi bildiğimiz ama motorlu çocuklar deyip geçtiğimiz emekçileri kendi cümleleri ile daha rahat anlatabilirim…

Diyorlar ki; ‘’Biz yoğun şehir trafiğinde, yaz kış demeden gönderilerinizin yerine ulaşmasını sağlayanlarız. Her şartta taşıdığımızın önemini biliriz, trafik ve hayat kurallarına uyarız. Çünkü önce insanız. İşimizi yaparken onunla en üst seviyede konsantrasyon sağlarız. Bu sayede de hem paramızı hak ederiz, hem de mesleğimizi doğru yaparız. Bir parça ekmek kavgasıdır işimiz, yolunuza engel değildir. Saygılı olana sonsuzdur saygımız. Hepimiz aynıyız aslında; bizim de tıpkı sizin de olduğu gibi evde bekleyen ailelerimiz, çocuklarımız var ve yollar hepimizin.’’

Bu gözle bakınca hiçte haksız değiller diyen kaç kişi var aranızda bilemiyorum ama hadise düşündüğümüz gibi sanmanın çok çok ötesinde. Genelleme yapılamasa da insanlar nedense hizmet sektöründe çalışanlara karşı daha müdanasız ve acımasızdır. Onlarla empati kurmak yerine dalaşmayı seçerler.

Kim bilir bunun altında yatan en büyük neden belki de, bu sektörde çalışanların çıtasını çok yükselttikleri iyi niyetlerinden ve o gerçekliği tartışılır  koşulsuz müşteri memnuniyeti algısından kaynaklanıyordur. Çokça da ekmeğin artık ağzını geçtim, aslanın midesinde bile olmamasından tabii.

Benim garsonlara, kasiyerlere, market görevlilerine, temizlik işçilerine karşı insanlık sınırlarını zorlayıcı davranışlara tanık ve müdahil olmuşluğum çoktur mesela. Konuyu irdeledikçe gördüm ki bu saydıklarımın arasına kuryelerde sıklıkla giriyorlarmış. Sanırım öncelikle şunu bilmemiz ve kabul etmemiz gerekiyor ki; Hekiminden, öğretmenine, gazetecisinden, esnafına, elemanından kuryesine her ne iş yapıyorsak yapalım hepimizin ortak önceliği kendimizi ve ailelerimizi ayakta tutabilmek. Makam, mevki, unvan vs. teferruat.

Diyorum ki; motorunda taşıdığı ne olursa olsun hiç birini ayırmadan onları gördüğünüzde ‘’Acaba ben olsaydım bu işi yapabilir miydim?’’ diye bir kez olsun soruverin kendinize. Verdiğiniz yanıtın kuryeler için yaşamsal değer taşıdığını da unutmayınız lütfen.

Çünkü onların yaptıkları kazandıkları azıcık paralarla mesaiden çok sosyal hizmet. Elbette kurye çalıştıran ve işi gereği gibi organize ederek yürüten kurumsal firmalar da vardır da, sayıları ne kadardır onu bilemem.

Son olarak yazı ile ilgili araştırmayı yaparken hemen her kaynakta bahşiş meselesine de değinildiğini gördüğümü belirteyim. Anladığım kadarı ile kuryelerin dünyasında bahşiş maaştan ziyade ciddi bir emek karşılığı.

Evet, artık her neyin siparişini veriyorsak fiyatı ederinin en az iki katı kabul de, bizim bir de atalardan yadigâr biri ile bini bir olan bu bahşiş geleneğimiz var ya, onun esas değeri ruhumuza verdiği huzur. Denemeyen varsa denesin; her ne sipariş etmişse, içine bir başka sindiğini görecektir.

Gayri resmi çalışanlarının resmi çalışanlarına oranla kat be kat fazla olan bu iş kolunun meslek sayılması için yapılan tüm çalışmaları yürekten destekliyor, evrağından ilacına, lahmacunundan pizzasına ne istiyorsak getirmek için işlerini deyim yerindeyse demeyeceğim çünkü yerinde; kelle koltukta icra eden tüm kuryeleri saygıyla selamlıyor ve özellikle salgın sürecinde gerçekleştirdikleri geceli gündüzlü cansiperane faaliyetlerinden dolayı kutluyorum.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*