Pandemiye 1 Sana 128

“Çölde su arasam ütü bulurum, Voltran’ı oluştursam götü olurum.”

Evet farkındayım girizgâh pek umut vaat etmeyen cinsten bir cümle ile oldu, üstelik de biraz terbiyesizce, fakat bu demek olmuyor ki yazımın sonuna dek saçmalayacağım. Sadece hem kendim hem de çevrem için renkli ve süslü kelimeler kurmaya dair genel bir sıkıntı yaşıyorum bu aralar, sebepsiz değil anlayacağınız saçmalamalarım. Aksi halde inanın çok isterdim herkese fayda sağlayacak yazılar yazmayı, her okurun yazının sonuna mutlu, mesut ulaşmasını da. Belki bir sonraki sefer yaparım onu kim bilir? Yalandan pembe masallar falan…

Son bir yıldır öyle bir rutinin içindeyim ki çoğunuzda olduğu gibi, aynı günü tekrar ediyorum adeta. Bir zamanın döngüsünde sıkışıp kalmışım sanki. Konular aynı ve konuşmalar. Bir arpa boyluk yolu kat ettirmeyen, aynı kişilerle yapılan aynı sohbetler, aynı cümle kalıpları. Ana tema: Pandemi…

“Ne zaman bitecek? Bitmeyecek. Bitse de gitsek.”

Ha bir de kısmi kapanmalar hakkındaki benzer yorumları insanların:

“Bir ay kapat bak kalıyor mu hastalık falan?”

A-aa evet ama, haklılar. Bir ay kapansa her yer, virüs falan kalmaz bence de. E ama bu mümkün değil. Yani yine hep tekrarlanan bir iki cümle kuracağım ben de bunla ilgili, biliyorum ki sizler de sıkıldınız aynı şeyleri konuşmaktan ve duymaktan, fakat yine de söyleyeceğim içimden geçeni.

Vazgeçin bence “Hükümet bize bakmak zorunda, iş yerlerini en azından bir ay komple kapatmak zorunda,” demekten. Çünkü bu izole şekilleri zengin ülkeler için geçerli. Elbette biz de zengin bir ülkeyiz. Hem zenginiz hem de Müslüman (kendine)!

Düşünsenize, şayet kapatsalar komple ülkeyi vatandaşına bakmak zorunda. Sabit faturaları vs. bir aylık da olsa ödendi saymak zorunda, erzak yardımı yapmak zorunda, işletmelerin, iş yerlerinin giderlerinin minik de olsa bir kısmını karşılamak zorunda… “Sen gönül rahatlığı ile evde otur sevgili vatandaşım, o iş bende,” demek zorunda. Ha bunları yapamazsa da istifa etmek zorunda aslında ama bizde bürokrasi farklı işliyor malum. Haliyle iş bu noktaya gelemeyeceği için de kısmi kapanmalarla pandemi ile mücadele ediyoruz algısını yaratmak durumunda kalıyorlar. Benim adım Hıdır, elimden gelen budur, hesabı.

Nasıl da son zamanlarda herkesin dilinden düşen cümleler kurdum gördünüz mü? Sıkılarak yazdım şu son birkaç satırı aslında. Çünkü yıldım artık konuşmaktan da düşünmekten de bunları. İki iş yapalım da birkaç kuruş kazanalım diye götümüzü yırtıyoruz bir yandan, bir yandan da maske, mesafe, temizlik… Aileye hasret kalmak da cabası. Aileye hasret kalmak evet… İnsana en çok koyan da bu değil mi zaten? İzole yaşamaya çalıştığımız şu dönemde sevdiklerimizden de uzak durmak zorunda kalıyoruz. Hep söylüyorum: “Beni belki virüs değil fakat aileme olan hasretim öldürecek,” diye…

Yani sevgili okur yine sana katkısı olmayacak bir köşe yazısı ile çıktım karşına. İncir çekirdeğini doldurmaz belki ifadelerim, hiçbir işe yaramaz belki ama öyle bir dönemi yaşıyorum ki sussam bir dert, içimden geçeni yazsam başka bir dert. Sorsan suç, yazsan suç… “128” dersen suç gibi yani. Ancak bu kadar dökebiliyorum içimi.

Konuyu özetleyecek olursam şu cümleyi kurarak yazıma son vermek isterim:

Yazık ki sen, seni koruyabilecek bir hükümete sahip değilsin. Bundan sebep kendin koruyacaksın kendini. Hem virüsten hem de örümcek tutmuş akla hizmet edengillerden!

Ruh ve beden sağlığına dikkat et sevgili okur.

Haftaya görüşmek üzere!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*