MÜZİK İLE BEYİN

Müzik, birçoğumuz için hakkında bilgi sahibi olunan bir olgu değil. Müzik bilgisi dediğimiz zaman çoğumuzun aklına gelen aslında dinleme kültürü olarak nitelendirebileceğimiz birtakım tarihsel, kültürel, stilistik saptamalardan ibaret. Çoğumuz, hayatımız boyunca müzikle daha yakın bir ilişki kırabilmek şansına sahip olamıyor. Ülkemizde müzik, akademik ya da bilişsel gelişimle bağdaştırılmıyor, büyük şehirlerde dahi müzik bilgisinin bireylerin hayatına dahil olması olağan dışı bir durum olarak görülüyor. Müzik bilgisi, örneğin mühendislik bilgisi ile aynı değerde, aynı kategoride görülmüyor. Bir sınava hazırlanılan dönemlerde müzik bilgisi, becerisi edinmeye de zaman ayrılması sıklıkla rastlanan bir uygulama değil. Ilköğretim okullarında dahi, bir sınav söz konusu olduğunda, müzik dersleri iptal edilir, yerlerine matematik ya da fen bilgisi dersleri konuverir. Peki, bu yaklaşımlar bizi müziğin eğlenceye yönelik, hatta baştan çıkarıcı olduğu için tehlikeli, kontrol altında tutulması gereken bir gençlik tutkusu olduğu yönünde bir tümevarıma mı götürmelidir? Meslek edinecek ölçüde müzik bilgisi peşine düşülmesi, cinsiyetçi klişesinden soyutlayarak ele aldığımız varsayılarak “başıboş bırakılan bir kızın davulcu ya da zurnacıya varması”, aylaklık göstergesi, sakınılacak bir durum mudur? Müzik bilgisi ile birey toplumda neden yer edinemez? Bu yazıyı okuyacak kadar müzikle ilgileniyorsanız, bu durumda bir yanlışlık olduğunu düşünüyor olduğunuzu varsayabiliriz.

Son yıllarda hızla gelişen sinirbilim, yok sayılan, gereksiz görülen, okul müfredatlarında yer almamasına karar verilen müziğin aslında, (mesleki) müzik bilgisi sağlamanın ötesinde, öğrenme süreci için yerine başka bir şey konamayacak derecede önemli olduğunu kanıtladı. Henüz 1950’li yıllarda, post mortem anatomik çalışma yöntemleriyle müzisyenlerin beyinlerinde, müzikle uğraşmayan bireylere göre, yapısal değişiklikler oluştuğu bilimsel olarak gözlenmişti. Bilim insanlarının nasıl oluştuğuna açıklama getiremediği ve dahi ne anlama geldiğini çözemediği bu değişiklikler ve eşzamanlı olarak araştırılmaya ve anlaşılmaya başlanan Miyelin kılıfının mekanizması, müziğin insan vücudu üzerinde sıradışı bir etkisi olduğunu ortaya koyuyordu. 1993 yılında, hem bilim dünyası, hem de popüler bilim takipçileri için en büyük etki yüzdesine sahip Nature dergisi’nde Rauscher’in bir çalışması yayınlandı: bu çalışmaya göre, müzik dinlemek, zaman/mekan algısı uygulamaları söz konusu olduğunda insan zekasını arttırıyordu. 2000li yıllarda, manyetik rezonans gibi yöntemlerle müzik dinlemenin beynin sinaptik aktivitesini arttırdığı doğrulandı, ne var ki bu aktivite artışının kalıcı veya hesaplanabilir/yenilenebilir olmadığı, takip eden çalışmalarla ortaya çıktı. Rauscher, tartışmalı makalesinde test grubuna dinletecek müzik örneği olarak Wolfgang Amadeus Mozart’ın iki piyano için Re Majör Sonat’ını kullanmıştı, sonrasında doğrulama çalışmaları sonuç vermeyince bu “Mozart Etkisi” olarak adlandırılan heyecan verici sav, çürütülerek “Mozart’ın Requiem’i” (Cenaze Tören Müziği) olarak anılır oldu. Bu doğrulama çalışmaları sırasında sinirbilimciler, müzik dinlemek yeterli olmasa da, özellikle çocukluk ve/ya gençlik çağını da kapsayan uzun bir döneme yayılmış enstrüman derslerinin, yani müzik bilgisi edinme çabasının, bahsi geçen beyin yapısı gelişmelerini oluşturduğunu fark ettiler. Özellikle bir enstrümanın öğrenilmesi sırasında yapılan kontrollü ve tekrarlı ince motor hareketlerin beyin için bir “vücut geliştirme” rutini olduğunu, müzisyenlerin iki beyin yarıküresini birbirine bağlayan corpus colossum bölgesinin daha fazla sinir yolu oluşturarak, beyin kortekslerini daha iyi bağlayacak “kablolama” oluştuğu için daha kalın hale geldiğini, müziğin sadece beyin değil, aynı anda iambik sinir sistemi üzerinde de ölçülebilir etkileri olduğunu gözlemlediler. Yani, müzik öğrenmek, beynin daha etkili çalışmasına, daha “güçlü” olmasına sebep oluyordu. Bu konudaki çalışmalar da Nature’ın da aralarında olduğu birçok bilimsel yayın organında kendilerine yer buldular.

Eğer hayatınızın herhangi bir döneminde enstrüman çalma çabası içine girdiyseniz, bu konuda efor sarfettiyseniz, beyniniz ve genel bilgi edinme süreciniz için çok faydalı bir şey yapmış olduğunuz konusunda bir uzman görüşü ile bu yazımı noktalamak isterim. Müzik ile dokunulmuş, müzik bilgisiyle zenginleşmiş ve gelişmiş beyinlerin, tüm “müzik gereksizdir” klişelerini yıkması dileği ile…

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*