Kısa Bir Müzik Molası

Yıldız olmak mı daha zor, yıldız kalmak mı?

Killa Hakan yaklaşık otuz yıldır Türkçe Rap’in megastarıdır.
Türkçe  sözlü rap deyince akla gelen ilk isimlerden biridir.
 Hip Hop kültürüne aşina olan herkesin  tanıdığı bir sima ve her genç repçinin örnek aldığı bir başarı modelidir. Hem saygın bir rapper, hem popüler, hem de cesur;  bununla birlikte aynı zamanda 36 Boys’un da kurucularındandır. (Bilmeyenler için 36 Boys,  Neo Naziler’in ırkçı saldırılarını önlemek adına Almanya’da yaşayan gurbetçi çocukları tarafından kurulan çok yönlü bir çetedir)  Fakat 36 boys asıl misyonunu tamamlayıp, dazlakları geri püskürttükten sonra Killa Hakan da birçok akranı gibi   boşluğa düşmüş ve bunun neticesinde genç yaşında ıslahevleri ve hapishane ile tanışmıştır. Ama asıl dönüm noktası  İslamic Force grubunun kurucusu olan Bülent İpek  (Boe B) ile tanışması olmuştur. Boe B ile tanıştıktan kısa bir süre sonra İslamic Force çatısında müzik hayatına başlayan Killa Hakan,  Bülent İpek’in ölümünden sonra  müzik kariyerine solo olarak devam etmiş  ve Türkçe Sözlü Rap Müziğe birçok başarılı albüm ve hit  kazandırmıştır.  

*******

Ama gel gelelim,  yeni nesil kendisini pek tanımadığından olacak,  geçen sene görücüye çıkardığı   Fight Kulüp isimli şarkısı rap dinleyicileri tarafından  dislike bombardımanına tutulmuştur  adeta.Fakat tam olaylar duruldu , ( Killa Hakan çıkardığı yeni parçalarla yeni nesil rap dinleyicisinin kalbini kazandı) dediğimiz  bir anda -geçen hafta- Fight Kulüp 2’nin teaseri  yayınlandı  ve şarkının kadrosunda Ceza, Massaka ve Summer Cem gibi güçlü isimlerin yanında Reynmen’in de olması tartışmaları yeniden alevlendirdi.

*****

Doğrusu Reynmen’in kim olduğunu bilmiyordum.  Daha önce ismini duymamıştım;  bu sebepten,  -neden bu kadar tepki çektiğini öğrenmek adına- kısa bir araştırma yaptım ve karşıma milyonlarca takipçisi olan bir YouTuber çıktı;  anladığım kadarıyla,  rap dinleyicisinin   Killa Hakan ve hatta Ceza’ya  yönelttiği eleştirilerin  altında  yatan neden bu. Yani, şarkının kadrosunda ünlü bir YouTuber bulunması.

Şimdilik “Kim haklı kim haksız” meselesini bir kenara bırakıp gelin  hep birlikte “Hip Hop”un tarihine hızlıca bir göz atalım.  

*******

Hip Hop’un ortaya çıkışı

Aslına bakılacak olursa ‘Hip Hop bir’ üst başlık. Bir kültür ve bu yaşam tarzına verilen  ad.  Bu kültür dört elementten meydana geliyor.  Rap, Grafiti, Breakdance ve DJ’liK.   (Sonradan bu elementlere Beatbox’ta dâhil olmuştur)

Hiç şüphe yok ki “Hip Hop”un ortaya çıkışına tanık olmamız için gitmemiz gereken yer 1970’lerin Amerikası…
 New York’un kuzeyinde yer alan Bronx bölgesi.

******

Yani her şeyin başladığı yer… 

O yıllarda New York’ta  bir disco çılgınlığı hâkimdi. New York’un tüm kalburüstü vatandaşları bu pop müzik türüne kendini kaptırmıştı. Pahalı arabalar, abartılı kostümler, takılar, mücevherler ve  alkol ve çeşitli uyuşturucularla kendinden geçen insanlar…Ama bütün bunlar olurken bir yandan da  Bronx yanıyordu adeta. Güney Bronx’un büyük bir kısmı resmen savaş alanına dönmüştü. Enkaza dönmüş bu bölgede  cinayet, gasp, hırsızlık, orantısız polis şiddeti çılgınlığı yaşanıyordu.Onca kargaşadan ve köşeye sıkışmış olan bu küçük toplumdan yeni bir kültür doğacaktı: Hip Hop. New York’un zenginleri kendilerini disco ile avuta dursun Bronxlu çocuklar farklı bir  arayış içindeydi  ve aradıkları şeyi  de yerel bir Dj’nin partisinde bulacaklardı.

******

İlk Hip Hop partisini veren adam Kool Herc…

40 ila 50 kişilik küçük bir mekânda verilen bu partide ileride  Hip Hop’un önemli isimleri haline gelecek olan Melle Mell ve  Kurtis Blow gibi isimler de vardı. Kool Herc bir devrimciydi. Alışıla gelmiş disco müziğini reddetti.Daha önce kimsenin işitmediği  funk ve soul müzikleri çalıyordu.

Müzikle ilgilenenler bilir.  Bazı parçalarda,  davul veya drum bass dışında, bütün enstrümanların sustuğu bir an vardır.  Kısa bir ara…  işte Kool Herc, bu arayı yakalayıp uzatıyordu. Onun bu buluşu Hip Hop’un doğuşu açısından çok önemliydi. Çünkü Kool Herc, çaldığı şarkıların  içinden  daha önce eşi benzeri görülmemiş yeni bir şarkı  çıkarıyordu ve bu aralarda  yapılan yeni müziğin  ritmine  uygun  bir dansla eşlik eden gençler, breakdancenin temellerini ortaya koyduklarının farkında bile değildi.

Breakdance kelimesinin anlamı da buradan gelir. İngilizcede break ‘ara’ demektir. Kool Herc’in müzik aralarında ortaya çıkardığı yeniliğe eşlik ettikleri için onlara ara dansçıları anlamına gelen “break dansçılar” deniyordu. İşte B-Boy’luk böyle ortaya çıkmıştı.  Kool Herc “atlı karınca” adını verdiği bu teknikle hem B-Boy’ların hem de rap müziğin ortaya çıkmasına ilham kaynağı olmuştu.Kool Herc’in  ilham verdiği  bir başka  DJ  Afrika Bambaataa, o dönemde Bronx’ta çeteleşmiş gruplar arasında barış için mücadele veriyordu  ve  şiddetin durmasında önemli bir rol oynadı.

Tohum bir kez ekilmişti ve Hip Hop durdurulamaz bir hızla ortaya çıkıyordu.

Her geçen gün rap vokalistleri, break dansçılar ve  grafiticiler partilerde  boy göstermeye başlamıştı.  Kool Herc kıvılcımı vermiş,  Bambaataa ise bunun etrafında bir toplum oluşturmuştu. Ama ‘Hip Hop’un sanat olabilmesi için hâlâ bir şeyler eksikti ve  kentin güneyindeki bir adam bunu değiştirecekti: Grand Master Flash..

******

Grand Master Flash bugün bile Dj’ler arasında pikap tanrısı olarak anılır.  

Bugün gördüğümüz  pikapların  üzerinde ellerini ileri geri hareket ettiren Dj’ler, o hareketin mucidinin Grand Master Flash olduğunu bilirler herhalde.  Grand Master Flash teknik ve teknolojiyi mükemmel bir biçimde birleştirerek işi bir üst boyuta taşıdı.  Kool Herc, Afrika Bambata ve Grand Master Flash’tan mürekkep  Kutsal ittifak kurulmuş,  Hip Hop’un temelleri artık atılmıştı.

Fakat  bugün Hip Hop denince akla ilk Dj’ler değil Rapçiler geliyor. Peki bu ne zaman başladı? Sözlerle ritimler nasıl buluştu?

Aslında bu, siyahilerin ruhunda olan bir şeydi; fakat bunu daha düzenli bir şekilde yapan biri vardı. Bir radyo spikeri olan Frankie Crocker  radyoda tıpkı rap yapar gibi sunumuyla onu dinleyen gençler için de bir örnek oldu.

Bildiğimiz anlamda sözlü  rap müziği  ilk kimin başlattığını söylemek zor. Ama birçok otoriteye göre bu isim DJ Hollywood adında bir rapper idi.  New York gettolarından çıkan bu isim kimilerine göre rapin ilk kralıydı.  Fakat bu  isimler, her ne kadar önemli olsalar da henüz  ortalarda bir rap albümü  yoktu.

Bu kültürün dışından biri olan Sylvia Robinson isimli bir kadın,  ilk Hip Hop plağına hayat vermek amacıyla çıktığı yolda Bronx’ta pizza dükkânı işleten Hank ile karşılaşmıştı.Hank, rap lirikleri söyleyebilen bir pizzacıydı. Sylvia ona kaderini değiştirecek bir teklifte bulundu. “Dükkânını kapat ve rapini yap!“Fakat  Sylvia aynı zamanda iki farklı kişi ile daha görüşüyordu ve aralarında seçim yapmakta zorlanınca, üçünü birleştirmeye karar verdi ve böylece ortaya  The Sugar Hill Gang  grubu çıkmış oldu. Ekibin  Rapper Delight isimli parçası  bomba etkisi yarattı ve tüm radyolarda,  partilerde,  evlerde ve  arabalarda çalmaya başladı.   Bir nevi artık Hip Hop’un dünyaya yayılması için gereken zemin oluşmuştu. Fakat  bu gelişme rapi icat edenler isimleri , yani  yıllardır yeraltında  rap müzik icra eden ama albüm olmayan MC’ler  çıldırtmıştı adeta. Çünkü Amerikalıların büyük bir bölümü,  Sugar Hill Gang üyelerini   rapi icat eden kişiler sandılar. Ne de olsa daha önce herhangi bir rap şarkısı  duymamışlardı. Yaklaşık yedi yıldır yeraltında kaynayan Hip Hop  nihayet  Sylvia Robinson sayesinde dünyaya açılabilmişti. Evet Hip Hop meşhur olmuştu ama onu yaratan kişiler tarafından değil.  İşin aslı kimse bunun ileride büyük bir endüstri haline geleceğini tahmin etmiyordu.  

Ancak  her ne şekilde olursa olsun rap artık  globalleşmişti ve Rappes Deligsht’tan sonra birçok insan  bunun yapılabileceğini düşünerek rap yapmaya başladı. Derken, diğer müzik türlerinden yıldızlar da oyuna girdi. Gerek Punk, gerek pop,  gerekse Rock müzik  starlar olsun  artık rap performansları sergiliyordu ve bu yıldızlardan bazıları sözlerinde Grand Master Flash gibi ustaların isimlerine yer verince insanlar meraklarına yenik düşüp  yüzlerini  Rap müziğin asıl  yaratıcılarına çevirmiş oldu.

 Ve o zamana kadar rap müzik sadece partilerde çalıyor,   sözler eğlence ve dansa dayanıyor, bir mesaj kaygısı ve hikâye içermiyordu.

Fakat  Grand Master Flash ve  ekibi Hip Hop’un partilemekten öte bir şey olduğunu göstermek amacıyla içinde bulundukları zor koşulları  oldukça güzel bir  şekilde ifade eden The Message isimli single’ını yayınladı. Ve artık haber bültenlerindeydiler.  Spikerler şarkı için ‘şehrin gettosunun sert marşı’ demişlerdi. Şarkı o kadar güçlüydü ki bu müziği sevmeyenler bile kulak kabartmak zorunda kalıyordu. ‘Rapper Delights’ müzik  eleştirmenlerinden  yüksek notlar aldı ve  geçen on yılın ardından rap müzik  nihayet  hak ettiği konuma ulaştı.   Artık Hip Hop’un altın çağı başlamıştı…  

******

Şimdi  Sahne RUN DMC’nin…

RUN DMC aynı zamanda Hip Hop’un kılık kıyafet biçimini değiştiren ilk grup olma özelliğini taşır. Daha önceleri abartılı sahne kostümleri ile yapılan şovlar, yerini yeraltı kıyafetleri ve adidas ayakkabılara bıraktı; hatta işler öyle bir boyuta geldi ki satışların arttığını fark eden Adidas Firması Yetkilileri,  RUN DMC’den ‘My Adidas’ isimli bir şarkı yapmasını istedi.Her yeni gelen isim müziğe ve kültürü bir şeyler ekliyor, yeniliyor ve sistematiğini düzenliyordu.  Mesela  Rakim ve onun jenerasyonundan olan MC’ler  rap müziğe  flow denen uyak sanatını kattı.  Public Enemy geldi ve iktidarla savaştı.Halkın ve ezilenlerin sesi oldular.

Ve böylece hip hop bir kez daha potansiyelini ortaya koymuş oldu.  Bundan böyle o bir güçtü.  Sözlerden oluşan etkili bir silahtı.Hip Hop tartışmasız New York’un Doğu Yakası’nda doğmuştu. Batı Yakası’nda ise o zamana kadar yapılan müziğe rap demek imkânsızdı.  Çünkü sahile beş dakikalık mesafede olan insanların şikâyet edecek neyi olabilirdi ki?  Sözlerin ağırlığı olmayınca müzik öne çıkıyordu. Dr. Dre gibi isimler yalnızca müzik yaparak, yani rap vokalistleri  olmadan konser veriyordu.  Fakat işin trajikomik yanı,  Batı Yakası bir yandan da ‘gangsta rap’in doğuşuna tanıklık ediyordu.

N.W.A: The World’s Most Dangerous Group

 Ice T’nin ‘6 ‘N The Mornin’ parçası adeta gangster marşı olarak kabul ediliyordu.  Ardından sahneye  ‘N.W.A.’ çıktı ve Boyz-N-The Hood single’ını piyasaya sürdüklerinde artık gerçek gangsterler tarafından yapılmış,  gerçek gangsta rap vardı müzik piyasasında.Fakat asıl bombayı Fuck The Police ile patlattılar.  Bu parçadan sonra grup ve polis arasındaki gerginlik o derece artmıştı ki polisler bu şarkının yasaklanması için hiçbir türlü aşırılıktan kaçınmıyordu.Detroid’te inanılmaz bir kalabalığa konser veren N.W.A, halihâzırda polisler tarafından abluka altına alınmış ve Fuck The Police’i  söylememeleri konusunda uyarılmışlardı.Ama ne mi oldu?  Tek kelimeyle kıyamet koptu! Çünkü N.W.A üyeleri büyük bir coşkuyla -polislere nazire yaparcasına- Fuck The Police isimli  şarkılarını okudular ve karga tulumda gözaltına alındılar.  Polisin orantısız şiddetine maruz kalmışlardı.  Fakat aşırıya kaçmakta bir sakınca görmeyen polisler, mahkemede suçsuz bulununca, ortalık iyice karıştı. Şehir resmen savaş alanına döndü. Çoğu otoriteye göre Los Angeles isyanı Gansta Rap’e  dair algıyı yeniden biçimlendirdi.

  Tüm bunlar olurken Dr. Dre stüdyoya kapanmış ve sessiz sedasız yeni bir albüm üzerinde çalışıyordu.
 Hip Hop ve R&B’nin birleşmesi de bu döneme rastlar.  

Lowrider arabalar ve ritimle birlikte dans et tarzı bir hip hop.

Dr. Dre’nin bu yeni müziği Amerika’nın Batı Yakası’nda adeta bir  çığ gibi büyüdü.  Yayınladığı The Chronic adlı albümü  pop müzik albümlerinden daha fazla sattı.  

DJ Kool Herc’un verdiği partinin üzerinden 20 yıl geçmişti ve  artık sahnenin tek hakimi rap gruplarıydı. 

Ana Akım ‘Hip Hop’u tamamen kabullendi. 1980’lerde  parti müziklerinin ağırlıkta olduğu Miami’ye bile Hip Hop egemen olmaya başladı ve güney stili denen bir tür ortaya çıktı. O dönemde Uncle Luke ismiyle bilinen bir DJ vardı ve  tek amacı insanları eğlendirmekti;  fakat düzenlemiş olduğu açık hava partilerinde  polislerin bitmek tükenmek bilmeyen tacizleri yüzünden   kendi mekânını açmak zorunda kaldı. Luke kısa zamanda işleri büyüttü ve   kendi stüdyosunu kurdu. İlk resmî imzayı da 2 Live Crew grubu ile  attı. Luke bu grupla Miami sakinlerinin  tarzına uygun  sözler yazdı,  gösterilerinde kadın dansçıların ön planda olduğu  müstehcen  danslar ortaya koydu.  Ve kısa bir sürede  Luke’un stüdyosu siyahilerin sahip olduğu en büyük markalardan biri haline geldi.  Ama şöreti arttıkça sorunlar da beraberinde geldi. Güney Florida Federal hâkimi 2 Live Crew’in albümünün müstehçen olduğuna karar verdi ve albümü yasakladı. 10 Haziran 1990’da Luke ve 2 Live Crew grubunun elemanları  olayların iyice üzerine giderek albümü yasaklayan   hâkimin yaşadığı bölgede konser düzenlediler. Doğrusu bunu yaptıklarında tutuklanacaklarını biliyorlardı ve öyle de oldu. İş büyüdü ve mesele ifade özgürlüğü ve ırkçılığa dayandı. Çünkü 2 Live Crew grubu müstehçen içerikli müzik yapan ilk insanlar değildi. Daha önce de bu müzik türü birçok kişi tarafından yapılmıştı ama onlar beyaz olduğu için herhangi bir yaptırıma maruz kalmamışlardı.  Luke bununla savaşmaya karar verdi.  Görülecek davanın önemi büyüktü. Çünkü federal bir davaydı ve aynı zamanda rap müziğin geleceğini yakından ilgilendiriyordu.  Eğer Luke bu davayı kaybetseydi,  bundan böyle açık saçık sözler  içeren  tüm rap şarkıları müstehçenlik gerekçesiyle yasaklanacaktı. Luke davayı kazandı ve rap müzik artık çok daha güçlü hale geldi. Bu sebepten,  Rap yapan herkes bir bakıma Luke’ye borçludur. Luke rap müziği kurtarmıştı ama hâlâ müziğin saygı görmesi için ritm ve kalçadan daha fazlasına ihtiyaç vardı.

 Körfez bölgesi de Hip Hop’a efsane isimler ve ikonik karakterler kazandırdı.  O dönemde Körfez’e hâkim olan sound şüphesiz  funk idi. Funk müziği eşliğinde dans eden gençler vardı.MC Hammer’da onlardan biriydi ve  U Can’t Touch This gibi efsane bir hiti hip hop dünyasına kazandırdı.Hammer aynı zamanda etkileyici sahne şovlarıyla da insanların kalbini kazanmıştı.

Ve… Hip Hop dünyasını yerinden oynatacak  başka bir efsane çıkageldi… Tupac Amaru Shakur! (2 Pac) 

Only Can Judge Me

Tupac zeki, karizmatik,  kendi yolunu çizen, milyonlarca insana ilham kaynağı olan, daha önce söylenmeyenleri söyleyen bir efsaneydi ve  dehası ile birlikte  müziğini bu kültüre miras bıraktı.
Tupac Amaru Shakur  Eylül 1996’da 25 yaşındayken aracına açılan ateş sonucu öldürüldü  ve hip hop dünyası yasa boğuldu.
Tupac’ın ölümü bugün bile  bir sır perdesi olma özelliğini koruyor… Tupac tarafı onu vuranın Biggie olduğunu düşünüyordu. Ne var ki, Notorious Big  Tupac’ın ölümünden 4 ay sonra Batı Yakası’na   geldi ve yerel bir radyoya konuk oldu.  Amacı,  iki yaka arasındaki husumeti  bitirmekti.  Bu sebepten ötürü  barış çağrısında bulundu  ve kati surette Tupac’ı vurduranın kendisi olmadığını söyledi. Ama Biggie o gün,  kaderin bir cilvesi olsa gerek,  Tupac ile aynı yaşta ve aracının içinde aynı şekilde öldürüldü. Sonuç olarak, Hip Hop dünyasının iki dev ismi olmaması gereken bir kan davası yüzünden genç yaşta bu dünyayı terk ettiler.
Daha sonra birçok isim geldi ve Tupac ve Biggie’nin açtığı yolda yürümeye başladı.    Eminem, Lil Wayne, 50 Cent ve  niceleri…

Görüleceği üzere ‘hip hop’ iyice popülerleşip evrensel kültüre dönüşünce,  kapitalizm de boş durmamış ve fırsattan istifade rap vokalleri ve gruplarını himayesi altına almış.Belleğim beni yanıltmıyorsa eğer, dinlediğim ilk Türkçe sözlü  Rap Microphone Mafia’nın No isimli parçasıydı. Bir Sömestr tatilinde bir haftalığına Giresun’a gitmiş,  gurbetçi bir akrabam sayesinde Türkçe Sözlü Rap ile tanışmıştım. Takvimler 1995’i gösterdiğinde  ‘bomba rap  şeklinde’  Cartel’le birlikte yurda giriş yapmıştı.  Kısa sürede de  Türkiye’nin dört bir köşesine nüfuz etti.Diğer rapçiler de boş durmuyor, birçok yeni grup kuruluyordu. Rapor 2, Hedef 12,  Silahsız Kuvvet (Sagopa Kajmer), Nefret (Dr. Fuchs ve Ceza) Sirhot, Fuat, Yener, Emre Baransel vesaire vesaire.

Doksanlı ve iki binli yılların başı için Türkçe Rap’ın altın çağıydı diyebiliriz.   Rap grupları  güzel bir dayanışma sergiliyordu.  Sadık bir dinleyi kitlesi  vardı.  Doğruyu söylemek gerekirse, teknoloji ve internet alanında vuku bulan yenilikler bir bakıma klasik rapin  sonu oldu. Bir zamanlar,  konserlerinde sattıkları kaset ve cd’lerle ayakta durmaya çalışan MC ve gruplar,  YouTube ve Spotify gibi platformlar sayesinde adeta uçuşa geçtiler.   Bu da beraberinde kalitesizliği getirdi.  Günümüzde rap, Auto-Tune isimli bir ses işleyicisi ve elektronik sampleler üzerine okunan saçma sapan sözlerden ibaret. Eskinin jazz, blues, funk, gospel, soul, dumb ve raggae sampleleri üzerine okunan mesaj kaygılı rapinden  eser kalmadı.
   Gerçekçi konuşmak gerekirse,  bu durum  rap müzik ile sınırlı değil. Bu,  birçok müzik türünün üzerine çöken uğursuz  bir karabasan.  İşin içine  büyük meblağların girmesi dayanışmanın, respect kültürünün ve amatör ruhun temeline dinamit yerleştirdi adeta.  1970’lerde New York’un yoksul siyahi çoğunluklu semtlerinde doğan Hip Hop kültürü ve onun alt dallarından biri olan rap müzik  bugün dünyanın en kârlı yatırımlarından biri. Hâl böyleyken, özünden ödün vermesine şaşırmamak gerekir.  Türkiye müzik piyasasına tarafsızlık penceresinden bakınca, Killa Hakan’a haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Çünkü müzik piyasası şeytana pabucunu ters giydirecek raddeye gelmişken,  ömrünü  bu müziğe adayan ve işini şevkle yapan  bir insanın   -sırf kârını gözetiyor diye-  bu denli acımasızca eleştirilmesini doğru bulmuyorum.  Müzikteki yozlaşmanın nedeni Killa Hakan ya da Ceza  değil.  Kaldı ki, gerek Killa Hakan olsun gerekse Ceza, yaşlandılar artık. Şu saatten sonra geleceklerini düşünmeleri en doğal  hakları.  Kınanacak bir şey yok bunda. Killa Hakan’ın tek sorunu kendini yeterince iyi ifade edememesi…  Elbette bu da, gurbette yaşamasının dezavantajı.  Bunun yanı sıra,  Killa Hakan diğer rapçilere nazaran klasik rap alt yapısından   kopmadı. Yani henüz  T-rap denen garabete bulaşmadı.

******

Uzun zamandır rap  dinlemiyorum.  (Yani düzenli olarak) Bu satırları da,  13 Temmuz 1973’te Pat Garret and Billy the Kid için bir film müziği olarak Bob Dylan tarafından yazılıp seslendirilen ‘Knockin on Heavens Door’ eşliğinde yazıyorum.    Görece sakin müzikler dinliyorum artık.  Bu yazıda kendi anılarıma yer vermedim. Çünkü o denli uzağım ki rap ve hip hop’tan…  Kısacası özetleyecek olursak,  birçok alt ve karşı kültür gibi Hip Hop kültürü de farklı bir yola saptı. Değişti, gelişti, teknolojiye ayak uydurdu. Ki  doğrusu, böyle olması gerekiyordu.  Fakat Amerika’da hâlâ çok sağlam undergorund rap vokalleri ve gruplar var.  Jedi Mind Tricks, Mos Def, Hopsin, Cage, Tech N9ne vb.  Keza old school albümler de arşivlenmiş durumda.  Yani seçenek çok.
***** 

Ama öyle veya böyle,  bu tür tartışmalarda vuku bulacak. Ne de olsa bunlar da sektörün bir parçası.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*