Gündem Dışı

Bir dakikalığına postayı düşünmeni istiyorum. Kayıtsız bir şekilde onu garanti gören bir uyurgezer koyun olmayı bırak ve gerçekten bir düşün. Sana temin ederim ki ABD posta sistemini üstünde düşünmeye değer bulacaksın. Bir kâğıt parçası, sınıfta birbirimize kâğıt veriyormuşuz gibi kıtalar arasında seyahat ediyor. Sana dünyanın bambaşka bir noktasından kurabiye gönderebilirim. Tek yapman gerekense kutuya adını yazmak ve üstüne pul yapıştırıp, bırakmak. Bu sistem işliyor çünkü zincirde bulunan her birey zihinsiz bir makine gibi davranıyor. Ben bir adres yazıyorum, onlarda öylece itaat ediyor. Sorgusuz. Sualsiz. Sonsuzluğu düşünmeden ya da güzelliği ya da ölümü. Sen bile, onca “özgür irade” sözlerine rağmen eğer üstünde senin adın olan bir kutu gelirse başka bir şey yapmayı hayal bile edemiyorsun. İtaat etmekten başka. Bu senin hatan değil. Toplum seni böyle yaptı. Ama sen bir koyunsun. Ve koyunlarla dolu bir dünyada yaşıyorsun. Hepiniz koyun olduğu için, tek yapabildiğiniz şey itaat etmek olduğundan herkese, her yerde erişilebilir ve ulaşabilirim. Sana tam da şu an erişebilir ve dokunabilirim.

UNABOMBER

 EY ÖZGÜRLÜK  NEREDESİN

Özgürlük, tarihin kaybolmayan tek değeridir.

(Albert Camus)

Özgürlüğün sözlük anlamı  insanın her türlü dış etkiden bağımsız olarak kendi istencine, kendi düşüncesine göre karar vermesi durumudur.

Fakat büyük çoğunluk özgürlüğün sözlük anlamını gündelik yaşama  indirgemekten kaçınır; doğrusu, tanımından bile bîhaberdir.

İnsan başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğüyle ilgilendiğinin yarısı kadar kendisinin ne düşündüğü ile ilgilenmez ve aslında bu,  bu dünyadaki birçok karışıklığın ve  perişanlığın nedenidir.

 Dipsiz bir kuyudur özgürlük.  

Bizler özgürlüğümüzden taviz verdikçe  davranışlarımız  kompülsif (Saplantılı) bir hale gelir, zihnimiz sersemleşir ve kendine güvensiz bir şekilde işlemeye başlar.  Ve böylece bizim gibi düşünmeyeni,   bizden farklı olanı  dışlarız.

 Oysaki insanlar boyama kitabı değildir. Onları en sevdiğimiz renklere boyayamayız.  Maalesef bu katı hiyerarşiyi çocuklarımıza da aşılarız. Özgüvenlerini yerle bir eder,  kendilerini ifade edemeyecek ve savunamayacak bir konuma getiririz. Oysaki kendini savunamayan bir çocuk, hiçbir şeyi savunamayan bir erkek olur.  

Cenevreli filozof ve yazar Jean-Jacoues Rousseau, Toplum Sözleşmesi isimli  denemesinin başında, “İnsan özgür doğar,  oysa her yerde zincire vurulmuştur” der.

 Rousseau’ya  göre insan doğası gereği iyidir. Bir ormanda kendi başımızın çaresine bakarak yaşasaydık eğer pek çok soruna sebep olmayacaktık. Fakat bu doğa durumundan çıkıp şehirlere yerleştiğimizde işler ters gitmeye başladı.  Diğer insanlar üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışmaya ve diğer insanların dikkatini çekmeyi saplantı haline getirdik. Hayata karşı bu rekabetçi yaklaşımın korkunç psikolojik etkileri oldu ve paranın icadı her şeyi daha da kötüleştirdi. Şehirlerde birlikte yaşamanın sonucunda kıskançlık ve açgözlülük ortaya çıktı. Yabani yaşamda avcı-toplayıcı atalarımız sağlıklı, güçlü ve her şeyden önemlisi özgürdü. Yerleşik hayatın getirisi olan saniyeleşme, teknoloji  ve kentleşme ile büyük ölçüde özgürlüklerimiz sekteye uğradı.

Jean Paul Sartre’ye göre,  “İnsan özgürlüğe mahkûmdur!” Yani tüm  kararları kendisi alır.  Hayatını ve benliğini seçimleri ile inşa eder.  Varoluşuna özgürlüğü ile anlam katar, kazandırır. Fakat bununla beraber aynı zamanda kolektif yaşamın bir parçasıdır insan. Toplum denen mekanizmanın kendine özgü birtakım yazılı ve yazısız kuralları vardır.  Bu da ister istemez insanın özgürlüğünü sekteye uğratır.  Beat Kuşağı yazarı  William S.Burroughs’un  Cut-Up üçlemesinin son kitabı olan Nova Ekspresi’ında tabir ettiği şekliyle “yaşamak işbirliği yapmaktan geçiyorsa” eğer  benim yumruk sallama özgürlüğüm, bir başkasının yüzünün başladığı yerde biter. Beni istediğimi yapmaktan alıkoymanın ya da irademe rağmen beni bir şey yapmaya zorlamanın tek gerekçesi başka birinin benim eylemlerimden zarar görmesidir.

Yetişkinlik çağına ulaşan ve aklı başında kararlar alabilen herkes, herhangi bir müdahale olmaksızın kendi iyi yaşam görüşüne uygun davranma özgürlüğüne sahip olmalıdır.

Senden itaat etmeni istiyorlar. Kendileri gibi senin de koyun olmanı istiyorlar. İtaatkâr, makinenin sorgulamayan bir parçası. Oturman söylenince otur, kalkman söylenince kalk. 

 Düşünme…  Ne de olsa onlar senin yerine düşünüyor!..

Fakat özgür olmak için öncelikle  kendi efendin olman gerekiyor. Ne pahasına olursa olsun. İnsan olarak ölmek, makinelerindeki bilinçsiz bir diş olarak ölmekten iyidir.

  Bir tutkudur özgürlük.

Umutlu,  güzel ve ÖZGÜR yarınlarda görüşmek üzere.