Dil Bilgisi Sorunları

Dil, bir ulusun aynasıdır, bu aynaya baktığımız zaman, orada kendimizin en gerçek yankısını buluruz.

Friedrich Schiller

Dil ve Dilin Kullanım Alanları 

Dil, düşünce, duygu ve dileklerimizi karşımızdakilere anlatmaya yarayan, seslerden oluşmuş işaretler dizgesidir.

Dilin söz değerlerini, sözcük ve tümceleri yerinde, güzel, etkili bir biçimde kullanırsak kendimizi daha iyi anlatır, sorunlarımızı daha kolay çözeriz. Dilin bu yönünü, güzel ve etkili biçimde kullanıldığında bizim için en olumsuz düşünenleri bile yola getireceğini anlatmak için atalarımız “Tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır” dememişler mi?

Dil, konuyla ilgili başvuru yapıtlarında genellikle “iletişim aracı”, “düşüncenin dışa-vurum aracı”, “düşüncenin oluşturucusu ve taşıyıcısı”, “bilincin dışa-vurumu”, “konuşma gücü” veya “göstergeler dizesi” olarak nitelendirilir. Bütün bunların yanı sıra, dil, Fredric Jameson’un belirlemesiyle, dil konuşma gücü olmaktan çok, “konuşmayı anlama gücüdür” Türkçede hayvan koklaşa koklaşa; insan söyleşe söyleşe” atasözünde dile getirildiği gibi, dil veya dil dolayımı ile bilinç isteriklerinin karşılıklı değişimi ve düşünce aktarımı, tümüyle insana özgü bir yetenektir.

Dil, toplumsal bir görüngüdür. Toplum ya da topluluk olmaksızın dil oluşamaz ve gelişemez. Bu nedenle, toplumsallık, hem dilin ön koşulu, hem de tözsel niteliklerden biridir. Roland Barthes’ın “Gösterge-Bilimsel Serüven”in “Dil ve Söz” bölümündeki belirlemesiyle, dil, “hem bir toplumsal kurumdur, hem de bir değerler dizgesidir.”

Bazı dil filozoflarının dile ilişkin ön-deyileri ya da felsefi yaklaşımları hâlâ geçerliliğini korumaktadır. Örneğin, “Dil Felsefesi Üzerine Yazılar” adlı ünlü yapıtında Wilhelm von Humboldt, dil iki boyutlu bir dizgedir. Dil, bir yönüyle o zamana değin üretilen dil bilgisi, ses bilgisi, söz-dizim kuralları ve ses varlığının toplamı anlamında tümlenmiş bir “yapıt”tır veya “ürün”dür. Öbür yönüyle de “konuşma” ve “yazma”da somutlaşan bir “etkinliktir”, bir “eylemdir.” demiştir.

Konuşma ve yazma biçiminde gerçekleştirilen dilsel etkinlikler, dilin gelişme, değişme ve yenileşmesinin kaynağıdır. Hem düşünsel/tinsel bir çalışma, hem de bu çalışmanın ürünü olan dil, aynı zamanda bir halkın zihniyetinin, öz yapısının dışlaştırılmış görüngüsüdür. Bu anlamda dil ve düşün (zihniyet) ayrılmaz bir bölüm oluşturur. Bir başka dil filozofu, örneğin Leo Weisgerber, dil ile o dili konuşan halkın düşünsel öz-yapıları arasındaki bağı saltlaştırır. Bu eğilime göre, dil salt bir iletişim aracı değil, insan düşüncesini  ve toplum davranışını belirleyen “etkileyici” güçtür. Bu etkileyici güç, salt düşünce tarzlarını değil, dillerin konuşulduğu dünyaları ve kültürleri de bibirinden ayırır.

Dil Nasıl Tanımlanabilir?

Her dilin bir dil bilgisi, ses bilgisi ve söz varlığı vardır. Dil bilgisi, sözcüklerin birbiriyle ilişkisini, söz varlığı anlamsal içerikleri ve bilgileri, ses bilgisi ise söyleyiş kuralını belirler. Dilin tanımlayan ikinci kavram olan “söz”, konuşucunun dil dizgesinin sunduğu olanakları kullanma yetisi, öznel dil beğenisi, bireysel dil kullanımı anlamına gelir. Roland Barthers’in deyişiyle, dil bilgisi olmaksızın söz ya da konuşma; konuşma olmaksızın da dil dizgesi olmaz. Bireysel dil etkinliği ve edimi olarak söz ya da konuşma, dilin gelişim kaynağıdır. Bir dili konuşan bireylerin düşünsel-bilişsel yetenekleri ne ölçüde gelişkinse, o dil de o denli gelişkindir. Dolayısıyla dilin gelişkenliğiyle o dili konuşan bireylerin düşünsel gelişkinliği doğru orantılıdır. Bu karşılıklı bağımlılık ilişkisi şöyle özetlenebilir: Bir dil veya bir dilin anlatma yeterliliği, ancak o dili konuşan insanların düşünebildiklerini anlatır.

Dilin Ölçünlenmesi veya Ölçünlü Dil

Dilsel ölçünleşme (standartlaşma), çoğunlukla bir kuralın dilbilgisinde ve sözcüklerde genel-geçerlileşmesi, dilsel anlatımların bütün toplumsal alanlarda kullanılabilirleşmesi ve bu işlevine göre biçemsel bakımdan ayrımlaşması demektir. Dilin bu nitelikleri belli bir ölçün’ün (standartın) iyice oluşması sonucunda ortaya çıkar. Ölçünlü dile “yüksek dil”, “ulusal dil” ya da “ülke dili” denilir.

Uzun tarihsel bir süreç içinde oluşan ve gelişen ölçünlü dil, konuşulduğu coğrafyada kullanılan yöre ve sosyal küme dillerinin özelliklerini kendi içinde özümsediğinden, dil-bilgisi, söz varlığı ve söyleyiş bakımından genelgeçer kurallar içerir. Bu nedenle, ölçünlü dil, üst dildir. Bir başka anlatımla, söz konusu yöresel, sosyal ve bireysel dillerin özelliklerini kapsar ancak onların üzerindedir. Ölçünlü dil eğitim-öğretim kurumlarında, sözlü ve yazılı basında ve özellikle kent yaşamında ortak iletişim aracı olarak kulllanıldığından ve böylece ulusal düzeyde iletişimi sağladığından “ulusal dil” olarak da nitelendirilir. Bu yüzden eğitim-öğretim süreçlerinde ve meslek yaşamında başarı ve ilerlemenin de aracıdır.

Sesler

Güzel ve yanlışsız konuşma, sözcükleri doğru olarak yazma, dilimizdeki sesleri tanımayı gerektirir. Genellikle konuşmada olsun, yazmada olsun yaptığımız yanlışların büyük bir dilimi, dilimizin seslerini yeterince tanımamaktan kaynaklanır. Sözcükleri yanlış yazmadan tutun da, onları kusurlu boğumlama (telaffuz), yanlış vurgulama, sözcük ve cümleleri çirkin bir biçimde tonlama seslerle ilgili nitelikleri bilmemekten umursamamaktan doğar.

Pekâlâ, bu sorunların önüne Yazım Klavuzu ile geçilebilir fakat…   İşte sorunumuz da burada başlıyor, daha doğrusu bu yazıyı kaleme almama neden olan sorunlar zinciri… 

Kısaca özetlemek gerekirse: Kafa karışıklığım, bir arkadaşımın bana “neden bağlaçlardan sonra virgül kullanıyorsun?” diye sorması üzerine başladı. Çünkü “Türk Dil Kurumu”nun belirlediği kurallara göre bağlaçlardan “ve, veya, lakin, ama, ile, ki vb.” ve edatlardan  “gibi, rağmen, için, diye, den, dolayı, üzere, kadar, yalnız vb.” önce ve sonra virgül kullanımı yanlıştır; fakat diğer taraftan, kültür yayınları “roman, öykü, deneme, anlatı vb.- ve/veya Dil Derneğinin yayımladığı kitaplar ve makalelerde bağlaçlar veya edatlardan önce ve sonra hem virgül hem de noktalı virgül kullanıldığı gözlerden kaçmıyor.

İşte tam da bu nedenle,  hangi kurumun dil bilgisi ve imlâ kurallarını görece doğru kullandığını anlamak amacıyla kısa bir araştırma yaptım ve bu süreçte elde ettiğim bulguları sizlerle de paylaşmak istedim.. 

Şöyle ki; Türk Dil Kuruma göre  “metin içinde zarf-fiil eki almı kelimelerden sonra virgül konmaz.” Fakat burada virgül için verilen uyarı ile ilgili yazılı anlatımın gerçek hayattaki kullanımları arasında sıkıntılar bulunmaktadır. Örneğin bir yazar, arkadaşına “gece yürürken” rastladığını ifade etmek için “Dün gece, yolda yürürken ayağı kırılan arkadaşımı gördüm.”şeklinde bir cümle kursa ve -ken zarf-fiilinden sonra virgül kullanmazsa anlatım bulanıklığı ortaya çıkmaz mı? Çünkü yazar burada anlamı doğru verebilmek için zarf-fiil ekinden sonra virgül kullanmak zorundadır, yoksa cümle “Gece yürüyüşü esnasında bir şekilde ayağını kıran arkadaşına rastladı.” anlamı verir, yani arkadaşı ayağını gece yürürken kırmış ve o da arkadaşına herhangi bir zamanda rastlamış olmaktadır.

 Aynı şekilde farklı zarf-fiil eklerinden sonra da bağlam dolayısıyla virgül kullanılması gerekebilir: “Ahmet, hızlı hızlı yürüyerek giden adama yetişti.” Burada virgül kullanımına izin verilmediği için, yazarın Ahmet’in “hızlı hızlı yürüyerek giden adama” yetiştiğini mi yoksa “hızlı hızlı yürüyerek” “giden adama” yetiştiğini mi anlatmak istediği anlaşılamamaktadır. Oysa -ArAk zarf-fiilinden sonra virgül kullanılmasıyla yazar anlatmak istediğini net bir şekilde anlatabilir ve anlam bulanıklığı giderebilirdi. Durum böyle iken Türk Dil Kurumunun bu uyarısına göre bu durumlarda virgül kullanılması yanlış olmaktadır.

Bu çelişki ya bu uyarının kaldırılmasıyla ya da uyarının; anlam karışıklığı olabilecek durumlarda zarf-fiil eklerinden sonra virgül kullanılabilir, gerekli olmadığı müddetçe “metin içinde zarf-fiil eki almış kelimelerden sonra virgül konmaz.” şeklinde değiştirilmesiyle giderilebilir. Böylece okuyucu, böylesi durumlarda virgül kullanılabileceğini bildiği için yazarın vermek istediği anlam konusunda tereddüde düşmeyecektir.

 Tekrarlı bağlaçlardan önce ve sonra virgül konmaz:

Hem gider hem ağlar.

Siz ister inanın ister inanmayın, bir gün bile durmam.

Bu kurallar bugün de yarın da geçerli olacaktır. vb.

Bu kurala göre de günlük kullanımda karşılaşılan durumlar arasında çelişkiler ortaya çıkmaktadır. Örneğin;

Kılavuz’un herhangi bir maddesinde görülen çelişki, ya bu çelişkiyi oluturan maddenin kaldırılmasıyla ya da madde içinde çelişkiyi oluturan ifadelerin değiştirilmesiyle ya da çelişkili iki maddenin tek maddede birleştirilmesiyle giderilebilir şeklindeki bir cümlede, özneden sonra ve “ya” tekrarlı bağlacından önce virgül kullanılmıştır. Çünkü Virgül maddesinin “3. Uzun cümlelerde yüklemden uzak dümü olan özneyi belirtmek için konur:” kuralına göre özne yüklemden uzak düşmüştür ve virgül kullanımı gereklidir. Durumun böyle olmasına rağmen Kılavuz’daki bu “uyarı”ya göre “ya” bağlacından önce virgül kullanılması yanlıştır. Sonuç olarak, bazı durumlarda virgülün kullanılmaması sebebiyle ortaya anlatım bozukluğu çıkmakta, ayrıca Kılavuz’daki belirtilen maddeler birbiriyle çelişmektedir.

Bu madde de “Kullanılmadığı zaman cümlede anlam karışıklığı ortaya çıkarmayacaksa veya virgülün diğer maddeleriyle çelişmedikçe tekrarlı bağlaçlardan önce ve sonra virgül konmaz şeklinde değiştirilmesiyle giderilebilir.

Sözlü anlatımda, cümlenin bittiğini gösteren işaretler tam nefes, virgül ve noktalı virgül gibi cümle içi noktalama işaretleri yarım nefes yeri olarak belirtilir. Durum her ne kadar böyle olsa da bazı uzun cümlelerde virgül kullanmayı gerektirecek bir durum olmadığı için okuyucu, nefesi yetmediğinde yanlış bir yerde duraklamak zorunda kalmaktadır ve bu da konuşmanın etkisini azaltan bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

Durum böyle olsa da sadece nefes alınması gerektiğini gösteren özel bir virgül kullanımı da doğru olmayacaktır. Mevcut durum

ve Türkçenin cümle yapısı incelendiğinde, nefes durağı sağlayabilmek için cümle içinde virgülün kullanılabileceği en uygun yerin zarf-fiil ve bazı durumlarda -sA ekinden sonrası olduğu görülecektir.

Ancak virgülün böyle bir şekilde kullanımı kılavuzda yasaklanmıştır.

Noktalama işaretlerinin; sadece yazılı anlatımı ilgilendirmediği ve sözlü anlatımda anlatılmak istenen durumların, anlamın bozulmadan yazıya geçirilmesinde en önemli araç olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Bu eksikliğin giderilmesi için Kılavuz’a şöyle yeni bir uyarı konulmasının uygun olacağı kanaatindeyiz:

 Tek nefeste okunamayacak kadar uzun ve ögeleri arasında virgül kullanılmamış cümlelerde, nefeslenmeyi sağlamak amacıyla cümledeki uygun bir zarf-fiil veya -sA ekinden sonra virgül kullanılabilir.

Noktalı Virgül ( ; )

4.1. Kılavuz’daki;

2. Ögeleri arasında virgül bulunan sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için konur: Sevinçten, heyecandan içim

içime sığmıyor; bağırmak, kahkahalar atmak, ağlamak istiyorum.

 At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır. (Atasözü)

kuralı incelendiğinde, ikinci örnekte 4 cümle bulunduğu, ikinci cümleden sonra noktalı virgül kullanıldığı ancak noktalı virgülün niçin

diğer cümleler arasında değil de o iki cümlenin arasında kullanıldığı ile ilgili bir açıklama yapılmadığı görülmektedir.

Anlamın daha net olması ve noktalı virgülün nerede kullanılacağının tam anlaşılabilmesi açısından açıklamanın; ögeleri arasında virgül bulunan sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için konur:

Sevinçten, heyecandan içim içime sığmıyor; bağırmak, kahkahalar atmak, ağlamak istiyorum.

 At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır.

1) Herhangi birinin ögeleri arasında virgül bulunan iki cümleyi ayırmak için kullanılır.

2) En az 3 veya daha fazla cümlesi bulunan sıralı cümlelerde noktalı virgül, birbirinden anlam olarak daha ayrı olan iki cümle arasında kullanılır.

3) Cümlelerin arasında bu kurala uygun olarak birden fazla noktalı virgül de kullanılabilir şeklinde değiştirilmesi uygun olacaktır.

Ayrıca Noktalı Virgül için;

 Noktalı virgül kullanmayı gerektirecek bir zorunluluk bulunmadıkça içinde virgül bulunmayan bir cümlede noktalı virgül kullanılmaz. kuralı konmalıdır. Çünkü noktalı virgül, virgülün cümlenin anlamını doğru bir şekilde aktarmada yetersiz kaldığı durumlarda kullanılabilen bir çeşit üst noktalama işaretidir. Böylece virgül kullanılması gereken yerde gereksiz bir şekilde noktalı virgül kullanılmasının önüne geçilmiş olur.

Bununla beraber,  Ali Püsküllüoğlu’nun hazırladığı Türkiye Türkçesinin Büyük Sözlüğü yahut da  Fono Yayınlarından çıkan Temel Türkçe Dil Bilgisi adlı eserde:

Neden bildiren, açıklayıcı sözleri gerektiren tümceciklerden ya da tümcelerden sonra veya birbilerine fakat, ama, çünkü gibi bağlaçlarla bağlanan cümlelerde bağlaçtan önce noktalı virgül konur, ibaresi bulunmaktadır.

Örnek:  Seviniyorduk; çünkü o büyüğümüzün yanına gidiyorduk.

Kıyıda uzun uzun yürüdüler; sanki deniz yorgunluklarını alıyordu.

Örnek: Çok çalışkan değilim; ama düzenli çalışırım.

Yanına gelemedim; çünkü bulunduğum yer çok uzaktı. vb.

Bununla beraber “Dil Derneği” ve “Türk Dil Kurumu”nun bazı kelimelerin yazılışı konusunda da henüz bir mutabakata varamadığı gözlerden kaçmamaktadır.

Örneğin:

Türk Dil Kuruma göre “Ana Dil” ayrı yazılırken Dil Derneğine göre “Anadil” bitişik yazılmaktadır.

Diğer örnekler:  

TDK’ye göre “Alt yazı”,  DD’ye göre “Altayazı”

TDK’ye göre “Ambulans”, DD’ye göre “Ambülans”

TDK’ye göre “Diaspora”, DD’ye göre “Diyaspora”

TDK’ye göre “Dil Bilgisi”, DD’ye göre “Dilbilgisi”

TDK’ye göre “Hemşehri”, DD’ye  göre “Hemşeri”

TDK’ye göre “Hukûmet”, DD’ye göre “Hükümet”

TDK’ye göre “Izdırap”, “DD’ye göre  “Istırap” vs. vs.

Görüleceği üzere Türk Dil Kurumunun ileri sürdüğü kurallarda dahi düpedüz bir çelişki saptanmaktadır.  Yani başka bir deyişle Türk Dil Kurumunun ileri sürdüğü kurallara harfiyen uysak bile yazım yanlışı yapmaktan kurtulamıyoruz. Bununla birlikte, Dil bilgisi ve hatta Türkçedeki bu çok seslilik “Güzel Türkçe”mizi doğru telaffuz etmek ve yazım kurallarını gözeterek yazmak isteyen insanların kafasını karıştırdığı şüphe götürmez bir gerçek. Bunun önüne nasıl geçilebilir, doğrusu hiçbir fikrim yok. Çünkü bu konu dil bilgisi uzmanlarını ilgilendiriyor ve örneklerden de anlaşılacağı üzere dilciler, dil bilgisi, imlâ, noktalama işaretleri, kelimelerin yazılışı ve telaffuzu konusunda henüz bir görüş birliğine varabilmiş değiller. Umarım en kısa sürede dilciler,  dil üzerine bir mutabakata varır ve böylece her kafadan farklı bir ses çıkmamış olur. 

Ne de olsa 

Bir ozanımız, Fazıl Hüsnü Dağlarca dil dizgesini şöyle betimliyor bir şiirinde:

Dil bir kenttir

Tümceler sokakları onun

Sözcükler evleri

Uyandınız mı

Günaydın dediniz mi birbirinize

Yeniden tanıştınız mı

Dil bir ülkedir

Tümceler yolları onun

Sözcükler kentleri

Haydi ormanlara gidelim

Ağaçlar

Dallar

Yapraklar

Yellerle konuşurken

Kökleriniz görsün bilinçaltlarını

Dil bir gökyüzüdür

Tümceler yönleri onun

Sözcükler yıldızları.

Kaynakça: 

Emin Özdemir Anlatım Sanatı, Bilgi Yayınevi

Temel Türkçe Dil Bilgisi, Fono Yayınları 
Türkiye Türkçesinin Büyük Sözlüğü, Ali Püsküllüoğlu, Arkadaş Yayınevi 
Onur Bilge Kula, Dil Felsefesi Edebiyat Kuramı-I, Türkiye İŞ Bankası Kültür Yayınları
Jean Dany, Türk Dil Bilgisi, Kabalcı
Dergipark.org.tr, Dr. Öğr. Üyesi Yusuf SÜLÜKÇÜ, Türk Dil Kurumunun Yazım Kılavuzu’ndaki noktalama işaretleri hakkında bir inceleme ve tespit edilen problemler için öneriler



Haftaya görüşmek üzere 

Sağlıcakla kalın

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*