Değerli yazarımız Bengi Hamide Adalı ile edebiyat ve yazarlık üzerine

Bengi Hanım merhaba, çağrımızı yanıtsız bırakmadığınız için Haberilizm adına size teşekkür ediyorum. Sizi biraz yakından tanıyalım, kısaca Bengi Hamide Adalı kimdir? 

Merhaba,  röportaj davetiniz için ben teşekkür ederim. Aslında “Bir varmış, bir yokmuş” desem beni en doğru tanımlayan söz olurdu. Yine de merak edenler için kısaca neler yaptığımdan bahsedeyim. Radyo-tv yayımcılığı bölümünü bitirdikten sonra sektörde; kameramanlık, muhabirlik ve haber spikerliği deneyimlerim oldu. Bu arada kitabımı yazmaya başlamıştım ve yoğun çalışma saatleri buna engel olmaya başlayınca ben yazmayı tercih ettim ve medya-basın sektörünü bıraktım. Edebiyata yürekten bağlı olunca kitabım üzerinde çalışırken bir yandan tekrar üniversite sınavına girerek Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdim. Bu arada belli günlerde diksiyon ve güzel konuşma eğitimi vermeye başladım ve yayın hayatı boyunca bir sanat dergisinde de editörlük yaptım.

Edebiyatla ne zaman ve nasıl tanıştınız?

Edebiyatla çok küçük yaşlarda, henüz okumayı bile öğrenmemişken tanıştım diyebilirim. Evimizdeki kitaplıktaki klasik eserlerin kapak resimlerini her gün bıkmadan inceler, içinde yazanları hayal etmeye çalışırdım. İçi resimli olan tek kitap “Alis Harikalar Diyarında”ydı ve en sevdiğimde oydu tabii. Okula başlayıp yazmayı ve okumayı öğrenince benim için edebiyat daha çok anlam kazanmaya başladı.

Yazmaya ne zaman başladınız?

Yazmaya başlamam, yazmayı öğrenmemle oldu. Kısa oyunlar yazar çevremdeki çocukları organize eder, birlikte oynardık. Milli bayramlara şiirler yazmak da o zaman ilgi alanımdı.

Yazmak konusundaki motivasyon kaynağınız ya da sizi yazmaya iten itici güç nedir?

Her şey. Rüyalarım, gördüğüm bir resim, dinlediğim şarkılar, çevremdeki insanlar, doğa ve en önemlisi kendi tarihimiz, masallarımız, gelenek göreneklerimiz, mitolojimiz; yazmak isteyince beni yaz diyen bir şey mutlaka çıkıyor. Yolda yürürken bile sürekli düş kuran biriyim.


Bildiğim kadarıyla Kutsal Ölüm sizin ilk romanınız, romanınızı kısaca tanıtır mısınız?

Kutsal Ölüm, fantastik türde biraz Türk Mitolojisi alıntıları da olan bir roman. Okuyanları, “Son bir yılını yaşıyor olsan ve bunu bilsen ne yapardın?” sorusuyla baş başa bırakıyorum. Elbette ejderhalarım, tuhaf yaratıklarım ve grifonum da var. Amacım masalsı bir roman yazmaktı ve çocukluğumda büyüklerimden dinleyip unutamadığım Dede Kokut masallarının bende bıraktığı tadı romanımı okuyanlara yansıtabilmekti. O yüzden ilk romanımı kutsadım ve düşleyebildiğim yere kadar gittim.

Ufukta yeni bir roman çalışması var mı?

Hani Sait Faik “Yazmazsam çıldıracaktım!” demiş ya; ben de aynen böyleyim. Uzun süre yazmadan duramıyorum çünkü ne rüyalar bitiyor ne de hayaller. Dolayısıyla Kutsal Ölüm’ün devamı yoldayken bir yandan başka dünyalara doğru yelken açtım bile.

Günümüz Edebiyatı hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Artık her şeyi hızlı tüketir hale geldik. Bu döngünün içinde çok satma kaygısıyla yazanlar olduğu gibi önceliği edebiyata katkı sağlayarak okuyanlara gerçek bir eser sunmak isteyen yazarlar da var. Herkese göre seçenek mevcut ve kim ne istiyorsa, istediğine kolayca ulaşabiliyor. Ben edebiyatı günümüzde, geçmişte gibi ayırma yanlısı değilim. Edebiyat her zaman aynı benim için. Edebi eser tanımı hiçbir zaman değişmiyor ve bu tanım yazar kimdir sorusunun da yanıtı oluyor bir yandan. Önemli olan her dönemde yazar ve eser sayısının artarak devam etmesi böylece Türk Edebiyatının canlı kalması.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*