Değerli Yazarımız Aydan Ay ile edebiyat üzerine (Röportaj)

Aydan Hanım merhaba, röportaj çağrımızı yanıtsız bırakmadığınız için Haberilizm adına size teşekkür ediyorum. Sizi biraz yakından tanıyalım, kısaca Aydan Ay kimdir?

Öncelikle bu söyleşi ve emeğiniz için teşekkür ederim.

Anne ve babamın görev nedeniyle, yaşadıkları ve görev yaptıkları şehir olan Samsun’da doğdum. Babam Behzat Ay, öykü ve roman yazarı olup, yaklaşık 30 yıl Cumhuriyet Gazetesinde köşe yazarlığı yapmıştır.

İlk çocukluk yıllarımı Samsun, Ankara ve Siirt şehirlerinde yaşadım. O yıllarda İsmet Kemal Karadayı, Fakir Baykurt, Dursun Akçam, Talip Apaydın, Mahmut Makal ve Halit Çelenk aileleriyle sık sık bir araya gelirdik. İlk öğretmenim, bana okuma- yazmayı öğreten annem olmuştur. Hem annem, hem de babam köy enstitülüdür. Siirt’te ilkokula başladım. Babamın görevinden dolayı sürülmesi nedeniyle Siirt’ten Erzincan’a yerleştik. O yıllar Kemah Cumhuriyet savcısı ve yazar olan Şiar Yalçın ve hayat arkadaşı Remide Hanımla ailece sık sık bir araya gelirdik. Uzun yıllar Paris’te yaşamış ve Fransız kültürüyle yetişmiş olan Remide Hanımla, çok güzel arkadaşlığım başladı Erzincan’da. Remide Hanım derslerime yardımcı olup, ayrıca bana Fransızca öğretmeye başladı. Okul tatillerinde Kemah’a Remide’nin yanına gidip, birlikte güzel günler geçirdik. Remide Hanım, benim Paris’e gitmemi ve eğitimimi orada devam etmemi çok istiyordu.

Ani bir kararla 1989 yılında Paris’e gittim. Orada Fransızca ve Fransız Edebiyatı üzerine eğitim gördüm. Paris’te 21 yıl yaşadım.

2010 yılının temmuz ayında İstanbul’a kesin dönüş yaptım. Belki memleket hasreti, belki de ailemi özleme nedeniyle…

Çeşitli dergilere, gazetelere yazılar yazmaya başladım. Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği’nde yaklaşık 10 yıl yönetim kurulu üyeliğinde bulundum. Derneğin yeni yönetiminde, başkan yardımcılığı görevini halen sürdürmekteyim. Üvercinka ve çeşitli dergilerde hemen hemen her ay öykülerim- yazılarım yayınlanır. Kitap Fuarlarında, Kültür Merkezlerinde gerçekleşen 90 etkinlik ve panelleri yönettim.

İlk kitabım “Gidemediğin Yol Senin Değildir” Tilki Kitap’tan, “Bay Daktilodan Mektuplar”, “Renkli Buzlar” Broy Yayınevi’nden, “Hemdem Öyküleri” Klaros Yayıncılık’tan çıkmış olup dört öykü kitabı , “Zühal İle Cemal” adlı anı roman ( Broy Yayınevi- Üvercinka Dizisi), Yusuf Arslan’la birlikte yazdığımız “Çino’nun Günlükleri” adlı iki romanım bulunmaktadır. Ayrıca Tunç Yayınları’ndan çıkan, 16 şair-yazarla birlikte hazırladığımız “DüşKent Seçkileri” adlı kitabımız Ocak 2021’de okura sunuldu

Edebiyatla nasıl tanıştınız?

Kendimi bildim bileli edebiyatın içindeydim aslında. Evimize gelen ya da ailece bizim ziyarete gittiğimiz evlerde yaşayan “amcalar-teyzeler”in, yıllar sonra onların birer şair yazar olduklarını kavradım. Pınar Kür’ün annesi İsmet Kür, Aziz Nesin, Orhan Kemal, Cemal Süreya, Pakize Türkoğlu, Burhan Günel, Mahmut Makal, Tomris Uyar, Nezihe Meriç, Eray Canberk, Osman Şahin, Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Salâh Birsel, Arif Damar, Mübeccel İzmirli… aklıma gelenler, niceleri…

Onların edebiyat sohbetlerine kulak misafiri olurdum. Kitap okuma alışkanlığım, doğum günlerimde ya da bayramlarda bana armağan edilen kitapları okuyarak oluştu. Zaten evde herkes kitap okuyordu. Evimizin salonunun üç duvarı kitaplıkla kaplıydı.

Ortaokul yıllarımda (Suadiye), okulumuzun köşesinde şair Arif Damar’ın Yeryüzü Kitabevi vardı. Babam, okul çıkışı yarım ya da bir saat Arif Damar’a yardım etmemi isterdi. Cezmi Ersöz’le sınıf ve sıra arkadaşıydık. Onunla birlikte okul çıkışı, Yeryüzü Kitabevine uğrar, Arif amcamıza yardım ederdik. Ya da Bostancı İstasyon Çayevi’ne giderdik. Orada koyu

bir edebiyat sohbetlerine katılırdık. Kimler yoktu ki: Babam, Cemal Süreya, Salâh Birsel, ara sıra Fazıl Hüsnü Dağlarca, Ece Ayhan, Osman Şahin…

Şanslı bir çocukluk ve gençlik yılları…

Yazmaya ne zaman başladınız?

Paris’te yaşadığım yıllarda günlük tutuyordum. İstanbul’a dönünce Cemal Süreya’nın eşi şair adıyla Elif Sorgun, yazar adıyla Zuhal Tekkanat, günlüklerimi okudu. Bunları öyküleştir, kalemin kuvvetli, demişti. Hatta günlüğümden yola çıkarak ilk öykümü yazdığımda, bunu Mavi Ada dergisine gönderelim demişti. Dediğini yaptı.

Yazmak konusundaki motivasyon kaynağınız nedir?

Yaşamdan, doğadan, bir ağaçtan, bir köpekten, çevremden, tanıdığım kişilerden yola çıkarım öykülerimde… İyi bir gözlemciyimdir. Bir restoranda ya da kafede otururken, karşımda oturan insanın çay bardağını, çatalı nasıl tuttuğuna dikkat ederim. Ya da konuşurken el, ağız, göz hareketlerini… Her şeye dikkat ederim. Hayal gücümde çok zengindir. Varlıklıyım…

Öykülerimde kurgu çok azdır, yaşanmışlık çoktur. Ben bir yaşam oburuyum. Öykülerime taşımışımdır yaşam oburluğumu…

En çok hangi yazarları okuyorsunuz? Kimlerden etkileniyorsunuz ve hangi tür kitapları okumaktan hoşlanıyorsunuz?

Elbette etkilendiğim yazarlar vardır. Sözgelimi, Füruzan, Tomris Uyar, Çehov, Selçuk Baran, Orhan Duru, Gorki, Aziz Nesin, Özdemir Asaf, Nilgün Marmara, Orhan Kemal… niceleri… Öykü ve roman ağırlıklı olmakla birlikte deneme ve felsefe kitapları okurum. Mutlaka günümün iki saati okumakla geçer. 

Şiir ve öykülerinizin konularını seçerken beslendiğiniz yerler neler? Konularınızı nasıl buluyorsunuz?

Bir öykü yazacağım diye elime kalem almam. Sözgelimi adaya gitmişimdir, orada yaşayan bir balıkçıyla sohbetim olmuştur. Yanında duran köpeğe takılır gözüm, onun hakkında bir şeyler sorarım balıkçıya. Köpeğin adı “Mavi”dir. Mavi adlı öykü yazacağım derim. Önce öykülerin adını bulurum. Öykü başlığına göre iskelet oluştururum. Daha sonra, beden, akıl ve ruh katarım. O öykü hayat bulur, can bulur.

Öykü konularımı doğadan, bir hayvandan, bir çiçekten ya da etrafımdaki bir insandan… Hayvanları konuşturmayı seviyorum öykülerimde… Son yıllarda buna ağırlık verdim. Son yazdığım öyküde de bir virüsü konuşturdum ve kendime âşık ettim. Salgından dolayı insanların panikleştiği, korkuyla yaşadığı şu zor günlerde, bu öyküyü okuyan biraz gülsün istedim.

Günümüz Edebiyatı hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Endişe, kaygı dolu… Okuyan az, yazan çok… Kitap çok, okuyan yok.

Edebiyat nereden nereye doğru gidiyor? Elbette teknolojinin de zararı var edebiyata. Sanal ortama baktığımızda edebiyat çöplüğü… Bilgi kirliliği… Bakalım edebiyat bundan nasıl arınacak?

Yazar adaylarına tavsiyeleriniz nelerdir?

Kendinden emin olanlar, zaten edebiyat basamaklarından ağır ağır, yukarıya doğru çıkacaklardır.

Ödüllere ben karşıyım. Emekle ve umutla yazılmış bir kitaba, yazara saygısızlıktır. Senin kitabın iyi değil, Ayşe’nin ki iyiydi. Olacak şey mi? Her kitap, bir emektir.

Sözgelimi “Yılın en iyi şairi, ya da yazarı”, “En iyi on kitap”

Neye göre? Seçici Kurullar hep aynı isimler… Önce bunlar değişmeli.

“Körler sağırlar birbirini ağırlıyor,” işte…

Özellikle genç şair ve yazarlar, kitaplarıyla bir ödül yarışmasına katılmasınlar. Hayal kırıklığı, başka bir şey değil.

Yazık değil mi dereceye giremeyen onca kitaba… Üzücü değil mi dereceye giremeyen onca şaire…

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*