Korku edebiyatının parlayan yıldızı Mehmet Berk Yaltırık ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik

Mehmet Bey merhaba, öncelikle bugün bizimle birlikte olduğunuz için haberilizm ekibi adına size teşekkür ediyorum. Sizi biraz yakından tanıyalım, kimdir Mehmet Berk Yaltırık?

Tarihçiyim. Korku ve fantastik türde tarihi öyküler ve romanlar yazıyorum. Kırım Haber Ajansında (QHA) editörlerindenim. İşten, güçten, uykudan ayırdığım zamanı kurgularla, araştırmalarla, yazma serüveniyle geçirmeyi seviyorum. Edirne’de yaşıyorum.

İlk kez ne zaman yazmaya karar verdiniz?

Lise yıllarımdan da öncesine uzanan bir ilgi ve merakım vardı. Yayımlamayı pek düşünmediğim, kâğıt üstünde kalan öykü taslakları kaleme alıyordum. 2009 gibi arkadaş tavsiyesiyle blog açıp orada bazı öykülerimi yayımlamaya başlamamla yazı maceram ciddi anlamda başlamış oldu.

Yazarken çektiğiniz zorluklar nelerdir?

Zamanın kısıtlı olması ve beden yorgunluğundan kaynaklı sorunlar. Uygun kelimeyi yahut tasviri bulmaya çalışırken zaman akıp gidiyor. Yetiştirecek, yetiştirecek başka işler varsa üstüne bir de yorgunluk eklenince yazı çabası, odaklanma, dikkat, ilgi dağılıveriyor. Bunlar dışında da zorlukları var ama yazmanın parçası olduğundan pek sorun teşkil etmiyor.

Konularınızı nasıl seçiyorsunuz?

Bazı konular günlük yaşayış esnasında, hayal gücü çağrışımları neticesinde zihnimde beliriyor. Eğer belirgin bir konu veya fikir görüp onun üzerine düşünmüyorsam genelde bu şekilde oluyor. Bu konu genelde belirli bir dönem ve coğrafyanın unsurlarını taşıyor, belirli türküler, anlatılar yahut o kültüre has yaşantılarla alakalı hayali sahneler beliriyor zihnimde. Bunları taslak dosyası olarak tutuyorum. Bazen bir konu başlı başına bir öyküye dönüşürken bazen de birkaç tanesi bir öykünün parçalarını oluşturuyor. Bunun dışında bir anlatı yahut tarihi rivayeti kendimce işliyorum.

Edebi kahramanlarınız kimlerdir?

Rincewind (Terry Pratchett), Don Kişot (Cervantes), Seruzad (Ferenc Herczeg), Conan (Robert E. Howard), Sherlock Holmes (A. Conan Doyle), Carmilla (Sheridan Le Fanu), Abraham Van Helsing (Dracula).

İlk kitabınızı nasıl yayımlattınız?

Kendi açımdan biraz daha şanslıydım. Genelde kitap yayımlama süreci zorludur. En başta reddedilmesi, birkaç farklı yerden üst üste kabul görmemesi hatta kabul edildikten sonra kontroller sırasında basmaktan vazgeçilmesi olasıdır. 2010-2012 yılları arasında yoğun olarak internet sitelerinde, e-dergilerde öykülerim yayımlanıyordu. Fantastik, korku türünde öyküleri takip eden okurla yoğun bir temasım vardı. 2013’te önce Anadolu Korku Öyküleri’nin hazırlanmaya başlayan ikinci cildi için Galip Dursun bir öykü istedi ki, herhalde hayatımın dönüm noktası diyebileceğim bir adımdı. Galip abilerin Anadolu Korku Öyküleri’ndeki öyküleri, ilk cildi blog yazarı bile olmadığım senelerde okumuştum ve ilginç öyküler yazmaya beni teşvik etmişti. Seneler sonra bir efsanenin dönüşünü haber almak ve ekibin bir parçası olmak hayli sevindiriciydi. Aynı yıl Giovanni Scognamillo’nun ismine ithafen Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği (FABİSAD) tarafından ilk kez düzenlenen GİO Ödüllerine, öykü dalında katılmıştım. “Kumarcı Bahattin” adlı öyküm öykü başarı ödülü kazandı o yıl. Basılı edebiyata adım atmamla birlikte “romanlaştırırım” diye düşündüğüm bir taslak dosyası olan “Yedikuleli Mansur” üzerinde çalışmalarımı sıklaştırdım. Fantastik türdeki neşriyatlarıyla tanınan İthaki Yayınlarına başvurmayı seneler öncesinden gözüme kestirmiştim. Dosyamı bitirip gönderdiğimde ilk seferde kabul edildi. İsmime aşina olunması ve daha o zamandan okurların ilgileriyle alakalıydı muhtemelen.

Genelde tarihi kurgu ağırlıklı yazıyorsunuz. Yazmayı planladığınız romanlar, öyküler arasında farklı türler var mı?

Okurlar tarihi kurgulara alıştı ama benim yıllar süren okuma, yazma maceram esnasında taslaklarım arasında fantastik dokudan uzak alternatif tarih kurguları ve tamamen fantastik bir dünyada geçen öyküler de yer buldu. Hayal kurmanın her türlüsünden keyif aldığım için ve farklı türlerde okumalar yaptığım için bunların ortaya çıkması kaçınılmazdı. İlerleyen süreçte kaleme aldığım bu farklı türdeki eserler de okurla buluşacaktır.

Tarihi detaylarla, fantastik unsurları bir arada kullanmanın zorlukları ya da kolaylıklarından bahsedebilir misiniz?

Okuyan kişinin fantastik türde yazılmış eserlere karşı belirgin bir ilgisi yoksa, ilgiden de öte antipatik yaklaşıyorsa ilk başta yadırgayabiliyor. Tarih de bir yerde bizim belli ipuçlarına dayanarak oluşturduğumuz bir tasavvur ama çoğu okur bunu hakikat olarak kabul ediyor. Böyle olunca fantastik olaylar bir yana dönem insanlarının inanışlarını, kabullerini göstermek dahi biraz rahatsızlık verebiliyor kimi okura. Ancak yerel dil ve motiflerin kullanımıyla okur ilgi duymaya başlayabiliyor. Bunun dışında fantastik türde eserlerle haşır neşir olan ancak etkisi kırılalı yıllar olsa da hala görülebilen “yerli kurgu” önyargısını taşıyan okurlar da söz konusu. Bunlar dışında asıl zorluk –kendi örneğimde en azından- türleri belirli kalıp ve klişelere hapsedip bunlar üzerinden tanımlama takıntısından kaynaklanıyor. Bu kalıplara takılıp kalındığından yeni türler ve tatlar keşfetmek zorlaşıyor. Yazar da yeni şeyler denemekten, farklılıklardan çekince duymaya başlıyor. Yazarken bu hususları hep göz önünde bulunduruyorum.

Istrancalı Abdülharis Paşa’nın belirgin bir ilham kaynağı var mı yoksa tamamen hayali bir karakter mi?

Benim kurguladığım bir karakter, herhangi bir gerçekliği yok. Ancak ilham kaynağı açısından (edebiyat haricinde) Osmanlı döneminin mütegallibe, ayan biyografilerinin etkisinde kaldığımı belirtmeliyim.

Romanlarınızdan geçinebilecek kadar para kazanabiliyor musunuz?

Çok satan olmadıkça pek mümkün görünmüyor. Birçok yerde olduğu gibi sadece yazarak geçinebilmek pek kabil değil. Ancak yazdıklarımın karşılığını her zaman aldım. Okurların ilgi ve desteklerini hep hissettim.

Bana kalırsa,  kitaplarınız senaryolaştırmaya oldukça uygun. Kitaplarınızdan birinin senaryolaştırılmasını arzu eder miydiniz?

Genel olarak yazdıklarımın senaryolaştırılmasına, sinemaya yahut oyunlara uyarlanmasına karşı değilim. Aksine hoşuma bile gider. Fakat ben senaryo matematiğine ve yazımına alışkın olmadığımdan kalkıp bu tür bir işe tek başıma kalkışma cesaretine sahip değilim.

Yazar adaylarına tavsiyeleriniz nelerdir?

İlham kaynağı olması, kendilerinden önce nelerin yazıldığını görebilmeleri ve şu an nelerin yazılıp, tartışıldığını görebilmeleri için okumayı; hataları görebilmek ve daha farklı fikirleri işleyebilmek için yazmayı elden bırakmamaları tek tavsiyem olur herhalde. Daha önce birçok kez farklı versiyonları belirtilmiştir, ancak tekrar ifade etmekte bir zarar yok: Yetenek bir yere kadar taşıyor insanı ancak çalışma, pratik ve tecrübelerle ortaya çıkıyor, gerçek değerini buluyor.

Röportaj: Gökhan Küçük

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*