Kabullendim

Biliyorum, bana tutku verecek herhangi bir şeye ya da kimseye artık rastlamayacağımı biliyorum. Birisini sevmeye kalkışmak, önemli bir işe girişmek gibidir bilirsin. Enerji, kendini veriş, körlük ister. Hatta başlangıçta bir uçurumun üzerinden sıçramanın gerektiği bir an vardır. Düşünmeye kalkarsa atlayamaz insan. Bundan böyle artık bu gerekli sıçrayışı yapamayacağımı biliyorum.

Yoksa gerçekliğin bu kabulleniş hali, kabulleniş gibi görünse de hissedilen duyguların, ona dair beklentilerin ve geçmişte yaşanmış ilişkilere duyulan hayal kırıklıklarının bir sonucu mudur?
Kutsadığı bir aşktan vazgeçen birinin öfkesi mi var bu kabullenişin altında?

İçinde duygunun olması gerçekliği değiştirir mi?
“Seni bu kadar çok sevmeme değmezmişsin” dediğimizde,
bu cümleyi bir öfkeyi ifade etmek için kullanıyor olsak da, çoğu zaman bu cümleler bir gerçekliğin itirafı değil midir? Kim bu denli çok sevecek kadar diğerlerinden daha değerli olabilir? Gerçek bazen bir öfkeyle dile gelir. Bazen öfkedir gerçeği kabullenmenin yolu. Duyular öfkenin nedeni, gerçekliği kabullenmenin acısıdır çünkü. Öfke onu kusurlu yapmaz.
Aksine bir vazgeçiş anıdır. Bu cümleyi kurup, ardından şu cümleyi kuruyor musunuz; “Keşke bu kadar çıplak görmesem her şeyi, bende başkalarının gördüğü gibi baksam, takılmasam, tıpkı eskiden yaptığım gibi yapsam, hissetsem ve devam etsem” Morpheus’un Neo’ya söylediği gibi “gerçekliğin çölüne” hoşgeldiniz o zaman! Ne kadar kabul edebilirsiniz, buna ne kadar dayanabilirsiniz bilmem, lakin “gerçek” tam da şu anda bu bakışınızda… 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*